IMAG7051

Eski travesti mahkum cezaevinde yaşadıklarını anlattı

Yeni Güvenlik Yasası, “pembe” cezaevi ve ayrımcılık karşıtı yasa tasarısında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer alıp almayacağı tartışmaları sürerken LGBTİ’lerin ceza infaz sisteminde karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunlara öneriler “Hapishanede LGBTİ Olmak” panelinde konuşuldu.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum (CİSST) Derneği’nden Zafer Kıraç kendi çalışmalarını, yaptıkları saha araştırmalarını ve konuyla ilgili uluslararası standartları aktardı. Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Buse Kılıçkaya ve eski bir travesti erkek mahkûm olan Deniz ise cezaevlerinde kendi karşılaştıkları sorunlar üzerinden deneyimlerini paylaştı.

“Türkiye cezalandırıcı dediğimiz bir adalet sistemini seviyor”

Zafer Kıraç, Türkiye’deki ceza infaz sisteminin mahpusları zaten potansiyel suçlular olarak algılayan ve hapishanelerde de cezalandırıcı yöntemlerle karşı karşıya bırakan bir yapısı olduğunu vurguladı. Türkiye’de insanların iki yere kendilerinin asla “düşmeyeceklerini” düşündüklerini belirten Kıraç, bu mekânların hapishaneler ve akıl hastaneleri olduğunu söyledi.
“Hepimizin, herkesin gidebilme ihtimali olan bir yer hapishane. Bu mekânların ve buralarda bulunan insanların bizlerden bu kadar izole edilmesine izin vermemeliyiz. Cezaevlerinde bulunan insanların üçte biri tutuklu ve bunların da %50’si adalet sistemince suçsuz bulunanlar. Ancak Türkiye’de yargılama sürecinin uzunluğu bu tutukluluk sürelerinin 3 yıl ya da 5 yıl devam etmesine sebep oluyor.”

CİSST olarak bir yıl önce “Özel İhtiyaca Sahip Mahpuslar” araştırmasını yaptıklarını belirten Zafer Kıraç, sonuçların ve önerilerin bir kitap olarak yayınlandığını ifade etti. Bu araştırmada LGBTİ mahpuslara yönelik Adalet Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusu dâhilinde sorular yönelttiklerini ve resmî cevap aldıklarını söyledi, verileri paylaştı.

“Erkeklerin beni aramasını istemiyorum diyerek cinnet geçirdim”

Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya 2001 ve 2008 yıllarında “polise direnmek” suçlarından ceza aldığını ve farklı cezaevlerinde tutuklu bulunduğunu anlattı.
Ceza infaz memurları tarafından sürekli tacize, psikolojik işkenceye ve tehdide uğradığını belirten Buse Kılıçkaya deneyimlerini şöyle aktardı:

“Beni tuttukları yer bir tecrit hücresiydi. Erkekler kısmında tek kişilik bir odadaydım. Ceza infaz memurları gece bir anda kapıyı açabiliyorlar, beni yukarı yanlarına davet edebilme, tecavüz girişiminde bulunma cesareti gösterebiliyorlardı. Banyodan haftada 1 gün yararlanma hakkı tanıyorlardı. Havalandırmaya çıkma hakkım yoktu, engelliyorlardı.”

“Bana uygulanan taciz aileme de uygulanıyordu”

“Ailem beni ziyarete geldiğinde de bu ayrımcılık ve kötü muamele devam ediyordu. Bana uygulanan taciz onlara da uygulanıyordu. Gelmelerini istemiyordum artık, bunları görmesinler diye. Hormon ilaçlarını alamıyorsun, kıyafetlerine müdahale ediliyor. Sen kimsin de kitap okuyacaksın denerek kitap okuma hakkım engelleniyordu. Ben 20 gün yemek yemedim, ölmek üzereydim. Atıldığım yer insanlık onuruna yakışmayacak bir yerdi.”

“Cezaevi müdürü küpe takıp etek giyeceksin diyordu”

Eski bir travesti erkek mahkûm olan Deniz ise 7 yıl cezaevinde kaldığını, sürekli bir yaftalamaya maruz kaldığını, yemek arkadaşlarının bile kendisiyle görüşmemeleri için tehdit edildiklerini anlattı.

“Odamda tek başımaydım ve herhangi biriyle konuşmaya çekiniyordum yaftalarlar diye. En büyük sıkıntıyı açık cezaevinde yaşadım. Cezaevi müdürü kılık kıyafet ve tarzıma karışmak istedi. Küpe takıp etek giyeceksin diyordu. Yalnız başıma bir arkadaşımla oturup dertleşemiyordum. Tehdit ve yalan ifadelerle tekrar kapalı cezaevine göndermek istiyorlardı beni. Mahkûm arkadaşlarıma Deniz hakkında şöyle ifade vereceksiniz diye baskılar yapılıyordu. En son 2 trans erkek arkadaşım bu müdür yüzünden firar ettiler, 3 kişi intihar etti, 2 travesti erkeği de cezaevi altındaki hücrelere sokup işkence yaptılar. Bunların hiçbirisi basına yansımıyor. Üzeri örtbas ediliyordu.”

Sosyal hizmetler öğrencileri ve “Aynı Gökyüzüne Bakıyoruz” aktivistlerinin katılımının yoğun olduğu panel soru cevap kısmıyla devam etti. İzmir’de açılması planlanan “Pembe Cezaevi” meselesinin de tartışıldığı soru cevap kısmında sivil toplum örgütleri olarak neler yapılabileceği de konuşuldu. Bakanlığın bu konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ve aktivistlere danışmadığı, devletin böyle bir cezaevine ihtiyaç varmış gibi göstermeye çalıştığı vurgulandı. Olası sıkıntılar ve hak ihlalleri tartışıldı.

travesti1

Travesti yada eşcinsel sen benim en iyi öğretmenimsin

Travesti yada eşcinsel sen benim en iyi öğretmenimsin

“Siz harika, zeki ve cesursunuz…” Bu sözlerin sahibi 9 yaşındaki küçük kız İngiltere ‘de günün konusu oldu. Çünkü mektubu yazdığı kişi, eşcinsel olduğunu açıklayan öğretmenleriydi.

Hürriyet’in haberine göre mektubu Pink News isimli internet sitesinde paylaşan ilkokul öğretmenine yazılan mektubun hikayesi ise şöyle; Öğretmen, öğrencilerine “gay, eşcinsel” kelimelerinin bir hakaret olarak kullanılıp kullanılmadığını sordu. Bunun üzerine bütün öğrenciler ellerini kaldırınca “Eşcinsellerin kötü insanlar olduğunu düşünenler kimler?” şeklinde bir soru yöneltti.

Bunun üzerine okul müdürüne gidip eşcinsel olduğunu söylemesinin sakıncası olup olmadığını soran öğretmen “söyleyebilirsin” yanıtını aldı. Sınıfa eşcinsel olduğunu söyleyen öğretmen ayrıca bunu öğrencileriyle konuştu.

Ancak o dersin ardından öğretmeni ağlatan, çok duygusal bir mektup geldi. Mektupta şunlar yazıyordu:

“Eşcinsel de olsanız travesti de olsanız size her zaman davrandığım gibi davranacağım. Sizin hakkınızda bugüne kadar ne düşündüysem onu düşünmeye devam edeceğim. Bana sizi sorsalar, harika, inanılmaz, zeki ve cesur” biri olarak tanımlarım. Size cesur dememin sebebi ise bu kadar kişisel bir sırrınızı paylaşmanız. Bu sizin cesur olduğunuzu gösteriyor. Ayrıca sakın korkmayın çünkü sınıftaki herkesin benim gibi hissettiğini biliyorum.

Sizinle gurur duyan öğrenciniz…”

Son günlerde bir çok sebepten dolayı ekranlarda gazetelerde görmeye başladığımız travesti arkadaşlarımız artık hayatımızın her zamanında olacaklar.  Bu haberi beğendiyseniz , benzer haberlerimizi travesti , travesti siteleri , istanbul travestileri kategorilerimizden diğer haberlerimizi de takip edebilirsiniz

1

Travesti bireylere sokak ortasında fuhuş cezası

İstanbul LGBTİ’den seks işçisi trans aktivist İlayda 17 Aralık Dünya Seks İşçilerine Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla KaosGL.org’ konuştu: “Devlet götümüzün vergisini sokakta alıyor. Şiddete karşı güvenli çalışma alanları istiyoruz!”

Bugün 17 Aralık Dünya Seks İşçilerine Yönelik Şiddetle Mücadele Günü. Dünya genelinde seks işçileri sistematik şiddete maruz kalıyor, yasalar ve toplum eliyle meslekleri kriminalize ediliyor. “Genel ahlak” seks işçilerini güvencesiz koşullarda, yaşam tehditi altında çalışmaya itiyor.

Türkiye’de de seks işçilerine dönük şiddet bitmek bilmiyor. Hükümet, seks işçilerine dönük şiddeti değil “fuhuşu bitirmeyi” önüne görev olarak koyuyor. Sistematik olarak kesilen para cezaları ise “fuhuşu bitirmek” bir yana güvencesiz çalışma koşullarını arttırıyor.

Seks işçilerine dönük bütün bu şiddet politikalarını İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nden seks işçisi trans aktivist İlayda ile konuştuk.

“LGBTİ hareketi sayesinde seks işçilerine ve translara şiddet görünür hale geldi”

Devlet ve devlete bağlı kolluk kuvvetlerinin sistematik şiddetinin yıllardır seks işçilerini ve transları hedef aldığını hatırlatan İlayda şunları kaydetti:

“Yirmi yıldır mücadele eden ve gittikçe güçlenen LGBTİ hareketi sayesinde seks işçilerine ve translara dönük şiddet görünür hale geldi. Şiddete ilişkin açıklanan rakamlar buna rağmen hâlâ daha buzdağının görünen kısmı. LGBTİ ve seks işçiliği örgütlerinin ulaşamadığı birçok şiddet olayı da yaşanmaya devam ediyor.” blog travesti

İlayda seks işçilerine dönük şiddete karşı açılan davalarda da sonuç alınamadığını söylüyor. İlayda’ya göre bu sebepten ötürü birçok seks işçisi dava açmaktan vazgeçiyor:

“İzmir’de bundan travesti yıllar önce dört beş trans seks işçisinin yaşadığı yere bir grup saldırdı. Polis arandı ve polis 5 saat sonra olay yerine gelebildi. Grup evlerimizin kapılarını kırdı, evleri dağıttılar. Yasa uygulayıcı ve kolluk kuvvetlerinin arka çıkması sonucu, saldırganlar bir ifade verip kurtuldu.”

“Türkiye Cumhuriyeti değil, Türkiye Polis Devleti denilmeli”

İzmir, Mersin, İstanbul ve Antalya gibi birçok yerde seks işçiliği yapan İlayda, “Bu ülkeye Türkiye Cumhuriyeti deniyor ama buraya Türkiye polis devleti denilmeli. Polis istediği an istediğini yapabiliyor. Yasa filan kimsenin umurunda değil. Suç addedilen meselelerde polisin yapabilecekleri bellidir ancak bu ülkede hiç de belli değil. Her an her şeyi yapabiliyorlar. Devletin translara ve seks işçilerine karşı başlattıkları gizli savaş sonucu her an her yerde gözaltına alınabilirsiniz. İtiraz ettiğinizde ise kendinizi nezarethanede bulup, ‘görevli memura mukavemet’, ‘devlet malına zarar vermek’, ‘hakaret’ gibi iddialar üzerinden cezaevine gönderilebilirsiniz. İki tane polisin yalanı hapishaneyle sonuçlanıyor” dedi.

“Devlet götümüzün vergisini sokakta alıyor”

Seks işçisi translara dönük baskı ve devlet kaynaklı şiddetin artacağını savunan İlayda, “Yeni Güvenlik Tasarısı’nın baskı ve şiddeti arttıracağını düşünüyorum. Devlet hem sokağa çıktığımızda götümüzün vergisini alıyor hem de mesleğimizle kazandığımız malımıza da el koymanın yollarını arıyor” ifadelerini kullandı.

İlayda’ya göre toplum çok “ahlaklı” bir toplum çünkü gündüz sokakta seks işçisi kadınlara saldıranlarla hava karardıktan sonra onlarla birlikte olanlar aynı kişiler.

“Fuhuşun delili olarak Sağlık Bakanlığı’nın dağıttığı kondomlar gösterildi”

İlayda bütün bu toplumsal ve devlet kaynaklı şiddete karşı, seks işçilerinin çalışabilecekleri güvenli alanların yaratılması gerektiğini savunuyor. Bir diğer talebi ise seks işçileri sendikasının kurulması. Bütün seks işçileri örgütlendiği zaman şiddete karşı durabileceklerini belirten İlayda yaşadıkları “absürt” şiddet olaylarından birini şöyle anlatıyor:

“Devletin cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek amacıyla dağıttığı kondomlar üzerinden transların evleri basıldı ve ‘fuhuşa yer temin etmek’ten ötürü seks işçisi trans kadınlar tutuklandı. ‘Fuhuşun’ delili ise Sağlık Bakanlığı’nın dağıttığı kondomlardı. Kondomların sadece seks işçilerine değil herkese ücretsiz dağıtılması gerekiyor zaten. Cinsellik bir haktır ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı mücadele etmek devletin görevlerinden biri olmalı. Ama bu kondom dağıtılmasını bile bize karşı kullandılar.”

İlayda’yla son olarak trans seks işçilerine dönük keyfî para cezaları ve Kabahatler Kanunu’nu konuşuyoruz. Kabahatler Kanunu’ndan kesilen idari para cezalarının tutanaklarında bile “kadın kıyafeti giymiş erkekler”, “travesti mesleği” gibi ifadelerle ayrımcılık yapıldığını belirten İlayda’nın ifadeleri şöyle:

“Para cezaları kısır döngü yaratıyor”

“İstanbul’da Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın döneminde yoğunlaşan cezalar şimdi İstanbul LGBTİ’nin çabaları sonucu azaldı. Ama birçok yerde devam ediyor bu cezalar. Cezalar biriktikçe seks işçilerinin banka hesaplarına el konuluyor. Topluma ‘fuhuşu önleyeceğiz’ diyen devlet, para cezalarıyla seks işçiliğini artık yapmak istemeyenleri bile seks işçiliği yapmak zorunda bırakıyor. Ortada bir kısır döngü var. Sokağa çıkınca para cezası kesiliyor. Para cezası kesildikçe sokağa çıkıp daha fazla seks travesti işçiliği yapmak, daha fazla müşteri bulmak durumunda kalıyoruz.” ankara travestileri

İlayda’nın talepleri ise şöyle: “Devletin seks işçilerine dönük politikası bir an önce değişmeli. ‘Fuhuşla mücadele’ diyerek şiddet meşrulaştırılıyor. Yapılması gereken, seks işçiliği yapmak istemeyenlere istihdam; benim gibi travesti mesleğini sürdürmek isteyenlere ise güvenli alanlar. Bir an önce genelevlerin kapıları trans olsun olmasın çalışmak isteyen kadınlara açılmalı. İmha ve gettoları dağıtma politikası da son bulmalı.” istanbul travestileri

picture-5393

Travesti , eşcinselliğin el kitabını yazmadım !

Çok satan kitapların yazarı Ayşe Kulin, "Gizli Anların Yolcusu" romanının devamı niteliğindeki yeni romanı travesti "Bora'nın Kitabı"nı ilk kez Söz Sende programında Balçiçek İlter'e anlattı. Romanında eşcinsel iki gencin aşkını anlatan Kulin, eşcinsellerden aldığı tepkilere de değindi. Ünlü yazar, "Bana Melih Gökçek'le birlikte homofobi ödülü verdiler, çok gücüme gitti." diye konuştu. Türkiye gündemindeki gelişmeleri de değerlendiren Ayşe Kulin, içkili mekan bulmanın zorlaştığını anlatarak, "Gitgide muhafazakarlaşıyoruz, bu beni korkutuyor." dedi. Kulin, Balyoz davası kararlarına da "Bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk" diyerek tepki gösterdi.

İşte Yazar Ayşe Kulin'in o açıklamalarından satır başları…

EŞCİNSELLİĞİN EL KİTABINI YAZMADIM
Romanımda eşcinselliği konu aldığım için bir akrabam bana, "Senin her kitabını okudum ama o kitabını okumadım." dedi. Başka bir kız arkadaşım da aynı şeyi söyledi. Eşcinseller hakkında ilk roman yazan ben değilim. Ama eşcinsel olmayıp da yazan pek yok. Çok satan bir yazar olarak, eşcinsel olmayan biri olarak ilk defa ben yazdım. İki erkek arasındaki aşkı anlattım… Bazı okurlarımın tepkisinden çok korkmuştum ama korktuğum gibi olmadı, kitaba bayıldılar. Pek çok eşcinsel bana onların dünyasını edebiyata taşıdığım için teşekkür etti. İyi yansıtamadığım yönünde eleştiriler de aldım tabii. Ama ben bir roman yazdım, romanda iki adamın aşkını anlattım. Ben eşcinsellerin el kitabını yazmadım.travesti

HOMOFOBİ ÖDÜLÜ ÇOK GÜCÜME GİTTİ
Bana Homofobi ödülü verdiler. Davet etseler giderdim ve onlara niye yanlış yaptıklarını söylemek isterdim. Melih Gökçek ile bana o ödülü vermeleri çok gücüme gitti. O belki haketmiş olabilir bilmiyorum, ama ben haketmediğime inanıyorum. Homofobi bir insanlık suçudur. Kitabı beğenmemiş olabilirler, eleştirirler o ayrı bir şey. Ama homofobi suçu işlemek çok ağırdır, nefret suçudur. Eşcinsellerin bu ülkede çok hırpalandığını düşünüyorum.

KİMİ DUA EDEREK, KİMİ İÇEREK SAKİNLEŞİR
Her zaman muhafazakardık, ama giderek daha da muhafazakarlaşıyoruz. Bu beni korkutuyor. Şeriat gelmesinden falan korkmuyorum. Şeriatın gelemyeceğine eminim. Ama muhafazakarlaşmak, değişime direnmek iyi bir şey değildir. Toplumların önünü kapatır. Ve erkek her zaman baskın çıkar. Mesela içki içmek iyi bir şey değil, ama hayatın bir parçasıdır. Kimileri dua ederek, kimileri de içki içerek sakinleşir. Sakarya'ya imza gününe gitmiştik. Çıktık, canım soğuk bira çekti. Kilometrelerce yürüdük içki içilebilecek tek bir meyhane bulamadık. Bu bir mahalle baskısıdır, korkutuyor. Biz başını kapayan kadınlara uzun yıllar saygı göstermedik, belki de bunları hakettik. Şimdi onlar rövanşlarını alıyorlar.travesti

ORDUMUZU TESLİM ETTİKLERİMİZİ İÇERİ SOKTUK
Ben her zaman bir hukuk devletinde yaşamanın özlemini çektim. Bana nasip olmadı, görüyorum ki ben öyle bir ülkede yaşayamadan göçüp gideceğim. Bu beni rencide ediyor. Bu ülkede yaşamaktan korkmuyorum, daha kötü zamanları da gördük. Ama bir türlü normalleşemiyoruz ve bu beni çok üzüyor. Hata üzerine hata yapıyoruz. Mesela 27 Mayıs bir hataydı. Son çıkan Balyoz kararları da bir hata. Yapılmamış bir darbenin suçluları olarak bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk. Bu çok yaralayıcı bir şey. Aynı padişahlara "hain padişahlar" demek gibi…

picture-5393

Travesti , Biz biliriz bizzz ! Biz yaparız bizzz !

Ben, “siz kimsiniz” diye sorduğunuz, “o kadar küçük bir azınlıksınız ki” diye küçümsediğiniz travesti “musibet”lerden biriyim. Kartlarımızı en baştan açalım; birbirimizden haz edecek kişiler değiliz. Zaten kendi adıma böyle bir çabam da yok. Aksine, sizi birazcık rahatsız edebilirsem, bu akşam başınızı yastığa, “her akşamki kadar” rahat koymanızı iki saniye olsun geciktirebilirsem ne mutlu bana!.. Gerçi artık bunun için benim bir çaba harcamama gerek yok çünkü sponsor firma programınızdan desteğini çekmekle kalmadı, gelen güzel bir habere göre CHP Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka’dan sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da harekete geçerek sizi RTÜK’e şikayet etti (Farkındaysanız artık iddia ettiğiniz kadar küçük bir azınlık değiliz). Bu arada bilginiz olsun, hayatımda hiç botoks yaptırmadım, o nedenle yüksek nazarınızda sizi eleştirebilme hakkına haiz kişilerden biri olduğuma inanıyorum (Sırası gelmişken, söylesenize, orta yaşlı bir kadın olarak botoks yaptırmayarak iyi mi ediyorum kötü mü? Hayır, yani siz estetik operasyonlar konusunda deneyimlisiniz ya, çok iyi bilirsiniz, onun için soruyorum). Ayrıca stüdyonuza doldurduğunuz; stüdyo şefinizin komutuyla alkışlayıp, stüdyo şefinizin komutuyla baş sallayarak onay veren, ara sıra kameralara “dalgın dalgın” bakarken yakalanan konuklarınızdan azade, dilediğim tepkiyi gösterebiliyorum hamdolsun.travesti

Özellikle gelen eleştirilere cevap verdiğiniz bölümü tekrar tekrar izledim, hem de yer yer durdurup başa alarak. Her ne kadar “Kadırgalı Aysel” havalarında, “Bunlar bana vız gelir tırıs gider anam” tavırlarıyla konuşsanız da, sinirden kemiklerinize kadar titrediğiniz o kadar net hissediliyordu ki. Bir ara elinizdeki kâğıdı kenardaki görevlilere vermeye kalktınız, sonra “Ay bunu niye size veriyorum, bilmiyorum” dediniz. “Şunu da söyleyip konuyu kapatıyorum” dedikten sonra yaklaşık üç dakika konuştunuz. Zaten benim nazarımda hiçbir zaman başarılı bir oyuncu değildiniz ama kabul edin, o “umurumda değilsiniz” performansınız gerçekten dökülüyordu. Bir ara öfkemi unutup halinize acırken yakaladım kendimi.

Baktım da ilk gün “Siz hiç bu kadar güler yüzlü bir katil gördünüz mü” diyerek sevimli bir panda yavrusuymuş gibi takdim ettiğiniz, iki kadının katili olan şahıs, gelen tepkiler üzerine ertesi gün “o adam” oluvermiş hemen. Şunu aklınıza sokun ki “Babam olsan affetmezdim, seni Allah affetsin” şeklindeki sözleriniz, “o adam”a “Bir erkek karısını niçin öldürür” diye sormanızı asla affettirmez. Sahi, o soruyu sorarken neydi amacınız? Kadınlara “Bakın bacılarım, bunları bunları yaparsanız öldürülürsünüz, aman ha” diyerek aba altından sopa göstermek mi? Aydınlatırsanız çok sevinirim çünkü benim aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Saydığı sebeplerden hangileri kabul edilebilir türdendi sizce? Her şeyi bir kenara bırakın, siz “o adam”ın evleneceği üçüncü kadın olmaya cesaret edebilir misiniz? Geçmişinizi, şimdinizi ve geleceğinizi şöyle bir gözünüzün önüne getirin; kendinizi “o adam”ın öldürmeyeceği kadınlardan biri olarak görebiliyor musunuz? Kaldı ki, son zamanlarda patlak veren her türlü rezaletin, skandalın, sahtekârlığın, alçaklığın faili çıkıp “Ben sadece Allah’a hesap veririm, yukarıda o var, o benim içimi biliyor” laflarını o kadar sık söyledi ki, sizin o “Seni Allah affetsin” sözünüz vicdan sahibi, adalete susamış insanların yüreğini bir kez daha dağlamaktan başka bir işe yaramadı.travesti

“O adam”ı programınıza çıkarmanızın zaten başlı başına bir hata olmasını geçtim, haydi çıkardınız, sonrasında, iddia ettiğiniz kadar dürüst, içten, duyarlı, dobra, vs… bir insansanız yapacağınız bir tek şey vardı, “Hata ettim, eleştirmekte haklısınız” deyip özür dilemek. İnanın şu an çok daha huzurlu olur, kameraların karşısında sinirden zangır zangır titremez, bu kadar tepki çekmez, sponsorunuzu kaybetmez, botokssuz üyelerden oluşan Aile Bakanlığı’nı karşınıza almaz, RTÜK’le MTÜK’le uğraşmak zorunda kalmazdınız. Ama siz ne yaptınız? Yaranmak için her gün bin bir takla attığınız düzeni arkanızda hissederek sizi eleştirenlere söylemediğinizi bırakmadınız. “Çok çile çekmiş bir kadın” olduğunuzu iddia etmenize rağmen hedef aldığınız ilk kişi yine bir kadın oldu (Bu arada bu yazıyı yazarken gözüm sürekli Internet’te. Son gelişme olarak, Sayın Nazlıaka’dan sonra bir başka kadın milletvekilinin, Sabahat Akkiraz’ın da hakkınızda suç duyurusunda bulunacağı haberi geldi. Ona ne tepki göstereceğinizi merakla bekliyorum. Sonuçta onun da maaşını siz(!) ödüyorsunuz ya). Nazlıaka gibi meclisin yüz aklarından biri olan bir milletvekiline, bir KADIN milletvekiline hiç sıkılmadan “Sen kimsin ki? Kadınlar için ne yaptın ki” diye sorabildiniz. Ne hikmetse bu “Sen kimsin ki” sorusuyla da, “Biz biliriz bizzz! Biz yaparız bizzz!” tavrıyla da bir süredir bıkkınlık verici boyutlarda karşılaşıyoruz. Eleştirilere cevap verirken vergi rekortmeni oluşunuzu anmanız, seyircilerinizin arkanızda olduğunu hatırlatma gereği duymanız da yabancı gelmiyor. Yakın geçmişte iki yoğun seçim dönemini geride bırakmış bir toplum olarak meydanlarda “duble yol yaptırmak”la övünenlere, toplumu yüzdelik dilimlere bölüp bazı kesimlerin “halkım” “kardeşim” diyerek sırtını sıvazlayanlara aşinayız artık. “Benim anneciğim de çok çekti” şeklindeki sözleriniz de, yine yakın geçmişte gına getirecek ölçüde tanık olduğumuz “mağduriyet” kartının oyuna sokulmasını getirdi akıllara.

Anlıyorum, çaresiz kalınan bu tür durumlarda en iyi savunma yöntemi saldırıdır ama bu yöntemi uygularken aynı hedeflerin seçilmesi ne kadar manidar ve bu zihniyetin ülkeyi bir hastalık gibi baştan aşağı sarmış olması ne kadar büyük bir talihsizlik.

images

Travesti , ” Hadi yavrum kemiiiik! “

Travesti nabzınızı tutuyor, dermanınızı söylüyor. Valla zor iş. Kameratör arkadaşı Buse ile birlikte elinde mikrofon, haber peşinde koştururken, tesadüfen karşılaştığı bir kısım vatandaşa sorulmak üzere özene bezene hazırladığı sorular şu şekilde:

1- Trans nedir?
2- Travesti nedir?
3- Çocuğunuz travesti olsa ne yapardınız?

Aktivistlikten mesleğine vakit ayıramadığı için iki yakasını bir araya getiremediğini anlatan seks esnafı Saime hanım (45), henüz portakalda vitamin formunda sırasını bekleyen müstakbel çocuğunu, travesti olması halinde evlatlıktan reddetmekle tehdit etti. Zalim kadın, ondan uzak durması koşuluyla çocuğundan gelecek para yardımını memnuniyetle kabul edebileceğini, hiç lafı dolandırmadan söyleyebildi. Çocuk, başta dişlerinin tedavisi olmak üzere sağlık giderlerini de üstlenirse eğer, elbette onu da geri çevirmeyecekmiş.

Muhabirimizin "Bu kadar canavar olmayın" şeklindeki ısrarlı ikazlarına aldırmadan "Ben kendime dönmenin anası dedirtmem" diye çığlıklar atan Saime, yine ısrarlar üzerine çocuğunun mahalle sınırları dışında arkadaşlarıyla vakit geçirmesine ise "Olur belki ama bizim oralara gelmesinler" diyerek açık kapı bıraktı.

"Çocuğunuz travesti olsaydı ne yapardınız?" tahmin edebileceğiniz gibi Saime tarafından cevaplandırılan soruydu.

Aktivizmle uğraştığı için başını kaşımaya vakit bulamadığını belirten Başak, çalışmadığı yerlerden çıkan ters bir soruyla şoke oldu. Başak "Travesti nedir?" sorusuyla uğradığı kamyon kazasına, "Hadi yavrum kemiiiik!" şeklinde nağralanarak tepki verdi. Fırlattığı zarların pencüse gelmesi üzerine uzun uzun düşündükten sonra Başak, muhabirimize "E şıkkı olsun" dedi.

Bir uykudan mı uyandırılmıştı, yoksa hala uyuyor muydu net olarak anlaşılamayan Yusuf ise, artık ne alakaysa, sektörel daralmanın istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinden dem vurdu. Oysa, muhabirimizin de tane tane sözcüklerle ifade ettiği gibi, soru gayet kısa ve öz: "Sizce trans nedir?" Arada kutuplarda olmayı istediğine dair parça tesirsiz bir lakırdı ettiyse de, bu sözleriyle, soruyu mu sorduğu yoksa, kaldığı yerden devam ettiği rüyasına dahil bir repliği mi sayıkladığı açıklığa kavuşturulamadı.

Yayında ve yapımda emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Bir başka nabız yoklamasında buluşuncaya kadar hoşçakalın. ALINTIDIR …

ak-lgbt-ak-partiyi-iceriden-donusturecegiz-23033-669x321

Travesti , gezici sandıkları için kötü sandılar !

"AK Parti LGB travesti Bireyleri" adlı grup,  AKP'nin birçok mitinginin yanısıra, İstanbul ile Ankara arası mesafeyi 3,5 saate düşüren Yüksek Hızlı Trenin açılışına katılmış ve fotoğrafları twitter hesaplarından paylaşmıştı.

7 Eylül Pazar günü "uyuşturucuya hayır" yürüyüşü yapmaya hazırlanan AK LGBT'lere KAOS-GL yazarı Deniz Deniz'den eleştiri geldi.

KAOS-GL sitesinde "Destur! Ak ibn.ler geliyor!" başlıklı bir yazı kaleme alan Deniz, "Cambaza bak. Akıllarınca Ak Parti’ye bu tür eylemlerle şirin gözükmeye çalışacaklar." yorumunda bulundu.

"Tam da 62. Hükümet’e gey ve lezbiyenlere karşı katı fikirleriyle bilinen Numan Kurtulmuş’un Başbakan Yardımcısı olarak atandığı bir dönemde yapacaklar bu eylemi." diyen Deniz, Tayyip Erdoğan'ın eşcinsellere karşı tutumuna da değineren AK LGB travesti üyelerinin bu politikalara sessiz kalmasını eleştirdi.

Deniz Deniz şunları yazdı:

"Efendim sosyal medyada iftar sofralarıyla kendilerini duyuran bu arkadaşlar nihayet ilk eylemlerine de imza atacaklarmış. Ak LGBT Bireyleri toplumumuzun kanayan yarası uyuşturucuya karşı Beyoğlu’nda yürüyüş tertiplemişler. Vay be, şu toplumsal hassasiyete bakar mısınız? Dikkat edin, mesela homofobiye karşı veya trans bireylere yönelik ayırımcılığa karşı ve dahası mesela son kurbanı Figen olan LGBT bireyler arasında giderek artan intihar vakalarına falan dikkat çekmek için değil uyuşturucu sorunu için yürüyorlar. Cambaza bak. Akıllarınca Ak Parti’ye bu tür eylemlerle şirin gözükmeye çalışacaklar. Tam da 62. Hükümet’e gey ve lezbiyenlere karşı katı fikirleriyle bilinen Numan Kurtulmuş’un Başbakan Yardımcısı olarak atandığı bir dönemde yapacaklar bu eylemi. Eylemlerine diğer LGBT örgütlerini de çağırmışlar. Umarım yüksek düzeyde katılım olur ama diğer örgütlere mensup ve sosyal medyada sarılı sigarayla yaptıkları "kafam bi dünya" modundaki paylaşımlarıyla ünlü bazı aktivist arkadaşların da bu eyleme iştirak etme ihtimalini düşündükçe, ahanda buyrun yine gülme krizine giriyorum."
Facebook’ta kurduklarını söylüyor. 30 Mart yerel seçimlerde AK Parti başarısını kutlayan üç kişi olarak böyle bir grup kurmaya karar verdiklerini dile getiren Güneş, sayılarının kısa sürede bine yaklaştığını dile getiriyor. Aralarında doktor, avukat olduğu gibi imamlar da var. AK LGB travesti üyeleri Başbakan’ı çok seviyor. Hakkındaki “hırsız” suçlamalarına kesinlikle inanmıyorlar. Güneş, “Onu sadece kalbimizi çalmakla suçlayabiliriz” diyor.

Ak Parti’nin LGBT politikalarını ise şiddetle eleştiriyorlar. Amaçları Ak Parti’yi dönüştürmek. Başörtüsü sorununun 10 yılda çözüldüğü bu toplumda çok da aceleleri yok. Üstelik sevgilileriyle elele gezebilme imkanına da AK Parti döneminde kavuştuklarını söylüyorlar. Güneş; “Elbette mücadele eden eşcinsellerin katkısı büyük ama ülke yönetimi istese bu konuda daha sert tedbirler alabilirdi, almadı.”

GÜNAH OLABİLİR AMA …

Kendilerine en çok eşcinsel yaşamla dindar yaşamın birarada yürümeyeceği yönünde eleştiriler geldiğini söyleyen Güneş, “Eşcinsel yaşam günah olabilir. Ancak pek çok insan içkinin günah olduğunu bilerek içki içmeye devam ediyor. Önemli olan imandır. Lut kavminin lanetlenmesi de eşcinsel ilişkiden çok çocuklara, havyalara tecavüz gibi sapıklıklardır” diyor.

GEZİCİ SANINCA KÖTÜ DAVRANDILAR

Melih Güneş mitingde nasıl tepkiler aldıklarını şöyle anlattı; “Polis bizi “Gezici” sandı ve kötü davrandı. Kimi vatandaşlar da bayrağın PKK bayrağı olduğunu düşündü. Kendimizi tanıttık. O vakitten sonra sadece gülüşmeler oldu. Ama bir taraftan da orada olduğumuzu gören LGBT arkadaşlarla tanıştık. Bayrağı adeta Başbakan’ın gözüne sokarcasına salladık. Gördü ama bir şey söylemedi. Bir şey söylememesini olumlu karşılıyoruz. Bu şekilde mücadeleye devam edeceğiz. En önemli sosyal projelerimizden biri muhafazakar eşcinselleri kötü niyetli LGBT’lilerin bulunduğu ortamlardan çekip kurtarmak.

00000

Travesti , Dünya Barış Günü ‘ nde alanlara toplandı !

Kendini Kürdistani LGB travesti İ örgütleri diye tanımlayan Amed (Diyarbakır) Keskesor LGBTİ Oluşumu, Dêrsim (Tunceli) Roştîya Asmê LGBTİ Oluşumu, Qers (Kars) Homofobi ve Transfobi Karşıtı Platform, Dîlok (Antep) ZeugMadi, Meletî (Malatya) Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnsiyatifi, İstanbul Hevî LGBTİ İnsiyatifi oluşturdukları Kürdistan LGBTİ Platform adına 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair ortak çağrı metin yayımladı.
 
Kürdistan LGBTİ Platformu, heteroseksist, ataerkil, erkek egemen anlayışın LGBTİ ve kadın katliamlarını durdurmak için, heteroseksizme, emperyalizme, savaşa, faşizme, militarizme karşı 1 Eylül’de alanlara çağırdı.
 
Yüz binlerin bu yıl da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde alanlarda barış, özgürlük ve kardeşlik taleplerini dile getireceğini belirten Platform, “Onurlu bir barış onurlu bir direniş çizgisi temelinde olur. Yaşasın halkların onurlu direnişi ve barış mücadelesi “dedi.
 
Hükümet’in, Kürt sorununda askeri ve siyasi saldırılarla sürdürdüğü savaş çizgisinin yeni ve daha derinleşmiş bir çatışmayı ortaya çıkardığını ancak tüm bunlara karşı barış umudunu ayaklar altında ezdirmeyeceklerini vurgulayan Platform, savaşın yarattığı şiddet ve yıkıma dikkat çekti:
 
“Savaş LGBTİ’lere ve seks işçilerine ağır bedeller ödetiyor”
“Başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada silahlar konuştukça kadınlar, LGB travesti İ bireyler, çocuklar, yoksullar başta olmak üzere bütün insanlar ağır bedeller ödüyor. Şengal’de, Rojava’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta tüm Ortadoğu’da insanlık kitlesel biçimlerde katlediliyor. Amerika’da siyah halka yönelik saldırılar, Çin’de Uygur Türklerine yönelik zulüm ve soykırım devam ediyor. Başta Dîlok (Antep), İstanbul, Mêrdîn (Mardin), Gumgum (Maraş) olmak üzere Suriyeli mültecilere karşı nefret saldırıları güm geçtikçe artıyor. Seks işçileri Kürdistan ve Türkiye’de baskılara maruz kalıyor, intihara sürükleniyor, katlediliyor. Mersin, Antalya, Amed (Diyarbakır) başta olmak üzere dört bir yanda translar eril zihniyet tarafından tecrit edilmeye çalışılıyor. Barıştan kastımız sadece ülkelerin savaşmaması değil, LGBTİ’lere, seks işçilerine, mültecilere toplumsal psikolojik sistematik savaşa dur diyoruz.”
 
Kadınların egemenler tarafından “savaş ganimeti” olarak görüldüğünü, şiddetin en ağır biçimine maruz kaldığını, pazarlarda satılan kölelere dönüştürüldüğünü hatırlatan Platform açıklamanın devamında şunları vurguladı:
 
Heteroseksizme ve savaşa karşı alanlara
“Heteroseksizme, emperyalizme, savaşa, faşizme, militarizme karşı sömürgeci zihniyetten hesap sormak için,
 
“Direnen Kürt, Arap, Ezidi, Alevi, Ermeni haklarıyla dayanışmak, halkların barış içinde özgürce yaşama hakkını savunmak için,
 
“Heteroseksist, ataerkil, erkek egemen gericiliğin LGB travesti İ ve kadın katliamlarını durdurmak için,
 
“LGBTİ intiharları politiktir, #FailiDevlet demek için,
 
“Halkların arasındaki mezhep çatışmalarını kışkırtanlara karşı,  halkların kardeşlik ve barış taleplerini haykırmak için,
 
“Şengal, Rojava, Kobane, Filistin başta olmak üzere Ortadoğu haklarına yönelik geliştirilen katliamlara, Kürt halkının devrimini boğmak isteyen emperyalist ve işbirlikçilerine, kimi emperyalist güçlerin ve AKP’nin destekleyip mazlum halkların üzerine sürdüğü çetelerin uyguladığı vahşete dur demek için 1 Eylül’de ülkenin dört bir yanında düzenlenen yürüyüşlerde, eylemlerde, mitinglerde buluşalım.”

000

Travesti , param polisin yanı başında gasp edildi !

 Ankara’nın gözlerden uzak bölgelerinde, her gün insanı hayretlere düşürecek bir olay meydana geliyor. Bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde travesti Sedef’in başına geldi. Sedef’in cüzdanının içindeki para, polisin gözü önünde el değiştirdi. Polis, gaspçının olay yerinden uzaklaşmasına seyirci kaldı.
Pembe Hayat’tan Yusuf Al ve Geni Met seks işçisi trans kadın Sedef ile gasp edilmesi ve polisin seyirci kalmasını konuştu.
 
Olay, seks işçiliği yapan trans kadınların Etlik’teki çark alanında geçtiğimiz hafta Çarşamba akşamı (13 Ağustos), geç saatlerde meydana geldi. Çark alanında beklemekte olan Sedef, müşteri gibi yaklaşan bir gaspçının saldırısına uğradı. Sedef’in başına sert bir cisimle vurduktan sonra çantayı kaparak uzaklaşan gaspçı, içindeki cüzdanda  bulunan yaklaşık 700 lira tutarındaki parayı aldıktan sonra geri geldi ve çantayla birlikte cüzdanı fırlatarak kaçmaya çalıştı.
 
Sedef, uğradığı saldırının şokunu atlattıktan sonra bağırarak devriye görevinde bulunan polislerden yardım istedi. Bağırışlar üzerine olay yerine gelen polis, o sırada arabasıyla kaçmaya çalışan gaspçıyı yakalamak yerine, prosedürü hatırlatarak Sedef’ten dilekçeyle karakola başvurmasını istedi. Polis, ayrıntılı bir eşkal tarifi olmadan harekete geçemeyeceğini söyleyerek yardım talebini reddetti ve gaspçının kaçmasına göz yumdu.
 
Sedef, başından geçenleri Pembe Hayat muhabirlerine şöyle anlattı:
 
“Param, polisin yanı başında gasp edildi. Çantam çalındıktan sonra çığlık çığlığa polisten yardım istedim. Adam o sırada henüz uzaklaşmamıştı. Arabasını çalıştırmakla uğraşıyordu. Polise, paramı çalanları gösterdim ve yakalamalarını istedim. Polis benim yardım talebime karşılık, bir dilekçeyle karakola başvurmam gerektiğini, detaylı bir eşkal tarifi olmaksızın harekete geçemeyeceğini söyledi. Usül böyleymiş. Kendisini uyardım: ‘İşte arabası. Kaçmaya çalışıyor. Eşkal tarif etmek yerine kendisini gösteriyorum’ dedim. O, bana arabanın markasını, rengini, modelini ve plakasını sorarak karşılık travesti veriyor. Biz bunları konuşurken, gaspçı da önümüzden geçip gitti ve kayıplara karıştı.”
 
Peki,travesti Sedef, polisin tavsiyesine uyup, prosedür ayrıntılarını yerine getirerek şikayetçi olmayı düşünmüş mü? Hayır düşünmemiş. Kolundaki, başındaki ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş darp izlerini gösteren Sedef soruya, bir başka soruyla karşılık veriyor: “Kime, kiminle, nereye, ne olarak şikayet edeceğim?” ALINTIDIR …

ibnedavasileventpiskin

Travesti , İbne olarak bu kelimeyi hakaret biçiminde kullanamam

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, LGB travesti İ aktivisti Levent Pişkin hakkında 50bin TL’lik yeni bir tazminat davası açtı. Başbakan olduğu dönemde Pişkin’in attığı bir tweeti gerekçe göstererek dava açan ve davayı kazanan Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı olur olmaz yaptığı ilk iş bir LGBTİ aktivistine dava açmak oldu.
 
Yeni açılan davada, Pişkin’in “hakaret” suçundan 1500 TL cezaya çarptırılması delil olarak gösterildi.
 
Basın açıklamaları hedef gösterildi
Yeni açılan davada Erdoğan, Pişkin’e destek amacıyla yapılan basın açıklamalarını da hedef gösterdi. Pişkin’in hakaret etmediğini belirten açıklamalar hakkında, “Olay farklı yönlere çekilmeye çalışıldı. Davalı sınırı aşarak ağır hakaret ederek Mütevekkil Başbakana karşı kara propagandalarına devam etmektedir” denildi.
 
Pişkin’e iletilen bilgilendirme tutanağında, Erdoğan’ın “onur, şeref ve saygınlığının rencide edildiği; kişilik haklarına saldırıldığı” iddia edilerek 50bin TL manevi tazminat travesti istendi.
 
“İbne olarak ibne kelimesini hakaret biçiminde kullanamam”
Pişkin ise daha önceki davada duruşmalar boyunca, “bir ibne olarak ibne kelimesini hakaret olarak kullanmasının mümkün olmadığını, dahası Erdoğan’a ibne demediğini” belirtmişti.
 
Pişkin, KaosGL.org’a yaptığı açıklamalarda ve savunmasında, “İbne” kelimesinin LGB travesti İ’lerce sahiplenilmiş bir ifade olduğunun altını çizmişti. LGBTİ örgütleri de, “İbnelik davası hepimize açıldı. Eşcinsellik/ibnelik bir hakaret değil, cinsel yönelimdir” diyerek davaya sahip çıkmıştı.
 
Dava nasıl başlamıştı?
Levent Pişkin, Başbakan Erdoğan’ın “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Alevi’yim” açıklaması üzerine twitter’dan “Erdoğan’dan ‘dört dörtlük ibneyim, ibneliği sizden öğrenecek değiliz’ açıklaması bekliyorum. Öptüm. #AnayasadaLGBT” yazmış, Başbakan Erdoğan da Pişkin hakkında basın yoluyla hakaret suçundan şikâyetçi olmuştu. Savunmasında “ibne”nin hakaret değil cinsel yönelim ifadesi olduğunu söyleyen Levent Pişkin ise cinsel yönelimini hakaret addettiği için Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.