Ankara İstanbul İzmir ve diğer illerdeki blog travesti ve resimler için Travesti sitelerine  tıklayınız.

travesti-siteleri

Travesti

 

Adana travestileri | Sakarya travestileri | Bursa travestileri | Bolu Travestileri | Marmaris  Travestileri |Kuşadası Travestileri |Bodrum Travestileri |Elazığ Travestileri |Erzurum Travestileri | Hatay Travestileri | Samsun Travestileri | Diyarbakır Travestileri | Eskişehir Travestileri | Çanakkale Travestileri | Gaziantep Travestileri | Kayseri Travestileri | Konya Travestileri | Mersin Travestileri | Denizli Travestileri | Tekirdağ Travestileri | Balıkesir Travestileri | Kocaeli Travestileri | Alanya Travestileri | Amasya Travestileri | Düzce Travestileri | Ordu Travestileri | Aydın Travestileri | Van Travestileri |

Geçen hafta Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin ev sahipliğinde, mekânsal dışlanmaya ve toplumsal adaletsizliğe karşı mücadele eden tüm kişi, kurum ve örgütlerin katılımıyla “Mimarlığın Sosyal Forumu” gerçekleşti. Düzenlenen atölye ve etkinliklerin ardından biz de, Eskişehir’de merkezi yerlerdeki işletmeci ve çalışanlarla eşcinseller ve transeksüeller hakkında konuştuk.

Pelin Dutlu ve Yiğit Aydınal’ın haberi

Yaklaşık iki sene önce Eskişehir’deki büyük ve ünlü mekânlardaki ayrımcılıklar yüzünden basın açıklamaları yapan sivil toplum kuruluşları, aradan geçen zamanda pek bir şeyin değişmediğini, fiziksel şiddetin yanına psikolojik şiddettin de eklendiğini söylediler.

İki tane üniversitesi olmasından kaynaklı olarak öğrenci şehri olarak da bilinen Eskişehir’de öğrenciler en çok barlar sokağı ve adalar da denilen Porsuk kenarındaki cafe ve restoranlarda vakit geçiriyorlar.

Eşcinseller/transeksüeller mekanlarınıza rahatça gelip vakit geçirebiliyor mu diye sorduğumuzda, Nazmiye (şef); “Bizim falcımız zaten gey. Benim bir sorunum yok ama müşteriler genel olarak kötü davranıyorlar, laf atıyorlar. Bunu yapanlar da genellikle eğitimli kişiler ve öğrenciler.” dedi. Benzer bir görüşü barda servis elemanı olan D.A. ifade etti: “Rahat edemiyorlar. Gözler üzerlerinde oluyor gerçekten de. Türkiye’de bu konuları aşmış durumda değil. Müşterilerin ve işletmecilerin eşcinsel olan insanların kendilerine asılacaklarını sanıyorlar ve bundan korkuyorlar. Bir keresinde travesti bir müşterimiz erkek arkadaşıyla beraber gelmişti. Kendimi erkek arkadaşını izlerken buldum. Kötü bir şey yapacak diye korktum ama bu korku yersizdi. Onlar sevgiliydi ve biralarını içip gittiler.”

Barlar sokağında ve adalar muhitindeki cafe/bar/restoran tarzı yerlerde çalışan, şef/servis elemanları ve gelen müşterilerle konuştuğumuzda Ö.K. (işletmeci)’nin de dediği gibi “Müşteri müşteridir. Herkese eşit davranılmalı. Kapıdan çeviren işletmecileri, yer varken yok demelerini etik bulmuyorum. Bu ayrımcılığa girer ve çok yanlış bence.” görüşü öne çıktı.

Görüşler arasındaki çelişki ayrımcılığın nereden kaynaklandığına dairdi. İlker (servis elemanı) “Eskişehir bence bu konularda açık görüşlü. Bunda Eskişehir’in yerli halkının etkisi var.” derken Mert (servis elemanı) “Müşteriler öğrenciyse, gelen diğer müşteriler açısından da sorun olmuyor. Ancak yerli halkın çok olduğu yerlerde sorun olabilir. Yerli halk kesinlikle anlayışlı değil. Burayı bu kadar açık görüşlü yapan öğrenciler oluyor.” dedi.

Çiğdem Kiraz (şef) ise çalıştığı yerin bakış açısını şöyle anlattı.“Herhangi bir ayrımcılığa burada uğramıyorlar. Bizim bir sorunumuz yok. Ancak gelmemelerinin sebebi, buranın müşteri profilini beğenmiyorlar. Başka mekanlardaki, kapıdan çevrilen eşcinsel müşterilerin uğradığı ayrımcılığın nedeni ise diğer müşterilerden kaynaklanıyor. Asıl sorun müşterilerin nasıl davrandığıyla ilgili oluyor. Diğer masalarla ilişki önemlidir. Bir heteroseksüel ya da bir eşcinsel fark etmez hareketleri rahatsız ediciyse o mekânın işletmecisi tavır alır. Kişisel bir sorun olmamasına rağmen mekânın sağlıklı işlemesi açısından gereklidir.”

Yaşanan ayrımcılıkların nereden kaynaklandığını sorduğumuzda ise ortada bir ikiyüzlülüğün olduğunu belirttiler. İlker (servis elemanı)’in de dediği gibi “Aslında herkes bir eşcinselle ya da bir travestiyle konuşmak, merak ettiklerini sormak istiyor. Ancak toplumdan çekiniyorlar. İkiyüzlü bir tavır da var burada.”

Eskişehir’de bir çok mekâna girişte zorluk yaşayan MorEl LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Oluşumu gönüllüleri ise verilen cevapları pratikte de görmek istediklerini, ayrımcılığa uğramak istemediklerini söylediler. Hâlâ sınırlı yerlere gidebilen gönüllüler, ayrıca herhangi bir yere giderken Eskişehir taraftarları tarafından maç sonrası ve öncesinde tartaklandıklarını ya da gaspa uğradıklarını belirttiler.

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim… Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu.

Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. Anam bacım cenazeyi aldık. Cenaze arabası geldi. Tabii ki belediye, bir imamı görevlendirmiş. Yazık, imama söylemişler imam da kalkmış gelmiş. Cenazeyi indirdiler arabadan, imam indi. Adam cemaatin hemen hemen hepsinin transeksüel olduğunu görünce cübbesini toparlayıp arkasına bakmadan bir koştu ki… Şimdi efendim cenazelerde insanlar genellikle ağlar. Ama imamın koşması ile birlikte ağlamamız, sonrasında gülme krizine döndü. Hepimiz birden sinirle karışık bir gülme krizine girdik mi? Ne yapacağımızı şaşırdık. Sakinleştikten sonra Kulaksız Mahallesi’nde bir camiye gittik. Bize imam gerekiyordu sonuçta. Caminin imamına durumu anlattık. Rica ettik. “Sonuçta bir insan ölmüştür. Onun kimliğine bakmayın, gömülmesi gerekiyor” dedik. İmam “Tabii, ne demek görevimizdir, geliyorum” dedi. İmam geldi. Cenaze namazına duruldu. İmam dedi ki; “Hanımlar da saf tutabilir!” Anam bizim kızlar önce bir etrafına baktı sonra namazına durdu. Yalnız, trans kadınların yarısı göğsünün üstüne ellerini koyarak tekbir aldı yarısı da göbeğine ellerini koyarak! Neyse cenaze gömüldü. Bir baktık, Roman kadınlar Kulaksız Mahallesi’ne gelmiş. “Na biz burada dönme cenazesi istemeyiz!” Neredeyse mezarı kazacaklar! Aralarında yaşlıca bir kadın vardı. Teyzeye “Aman ne yapıyorsunuz? Düşün, sen öldüğünde götürdüler Etiler’de, Bebek’te gömdüler. Oradaki zenginler de diyecek ki, bu Çingene’yi neden buraya gömdünüz?” Kadın biraz durdu. “Na doğru söylersin kızım!” ve ahaliyi sakinleştirdi. Sonra benim yanıma geldi. “Na kızın helvasını yaptınız mı? Yapmadıysanız ben yapayım!”

Bizim hayatımızda imam hikâyeleri çoktur. Bu sefer farklı bir imamı anlatmak istiyorum. Yine bir arkadaşımızın cenazesindeyiz. (Bizde cenazeler de çok olur!) Genç bir imam vardı bu sefer ve başından beri hassas davranıyordu. Mesela gelip bana dedi ki, “Ben şimdi cenazeyi gömerken er kişi niyetine mi diyeyim er dişi niyetine mi diyeyim?” Ben de “İmam efendi, kişi kendini er dişi olarak tanımlıyordu” dedim. “Tamam” dedi. Cenaze gömüldükten sonra imam bizimle geri geldi. “Evde de bir Yasin okuyayım öyle gideyim!” dedi. “Tabii memnun oluruz!” dedik. İmam, dualar ilahiler okuduktan sonra biz de çay ikramında bulunduk. Anam bizim kızların hepsi başörtü taktı. İmam bağdaşını kurdu oturdu. Kızlar imamın etrafında toplandılar. Bu imamı daha demokrat gördüler ya başladılar soru sormaya. Biri dedi, “İmam efendi namaz kılarken nasıl tekbir getireyim? Ellerim göğsümde mi göbeğimde mi dursun?” İmam da dedi ki, “Şu an neden o elbiseyi giydiniz?” “Kendimi böyle hissediyorum.” İmam da: “O zaman namaza dururken nasıl hissediyorsan öyle elini bağla hiç önemli değil.” Başka bir soru daha geldi kızlardan. “İmam efendi malumunuz biliyorsunuz bizim ne iş yaptığımızı, bunun günah olduğunu biliyoruz. Biz cennete mi gideceğiz cehenneme mi?” (Ayol imam nereden bilsin?) İmamdan şöyle bir cevap geldi. “Sonuca değil nedene bakmanız gerekiyor! Hiç kimsenin cennete veya cehenneme gideceğini ben bilemem, onu Allah bilir. Ama bana sorarsanız siz rahat olun; size gelene kadar cehenneme gitmesi gereken çok insan var!” E kızlara dedim ki “Artık bayağı saat geç oldu. Buldunuz demokrat imamı bırakmıyorsunuz; bırakın adam gitsin!” İmam giderken tek tek hepimizle tokalaşarak vedalaştı…
İşte böyle iki ayrı imam iki ayrı insanlık! Allah her mahalleye, her köye böyle imam versin!

Anayasa Mahkemesi, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin Gazetem Ege köşe yazarlarından Hilmi Çınar için yapmış olduğu başvuruyu, müştekilerin adil yargılanma hakkının olmadığı gerekçesiyle reddetti. 2012 Mart ayında, Gazetem Ege köşe yazarlarından Hilmi Çınar, bir köşe yazısında transeksüellerin tümünü fuhuş yapmakla itham etmiş, İzmir Limanında tezgâh kurduklarını belirtmişti. Yazının devamında ise travesti ve transeksüeller kötü imaj olarak nitelenmiş ve bu kötü imajın kurutulması çağrısı da yapılmıştı.

Konu ile ilgili yapılan suç duyurusun için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, beyanların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. Madde kapsamında bulunması nedeniyle takipsizlik kararı verilmiş, takipsizlik kararına yapılan itirazı inceleyen Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı yasa ve usule uygun bulmuştu.

Kararın, Adil Yargılanma hakkının ve buna bağlı olarak Etkin Başvuru Hakkı ile Ayrımcılık Yasağı başlıklı AİHS maddelerinin ihlali anlamına gelmesi nedeniyle de Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yapılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin AİHS’i ihlal ettiğinin tespiti istenmişti.

Ancak Mahkeme; ceza işlerinde Adil Yargılanma Hakkından sözleşme kapsamında yararlanabilecek kişilerin ancak isnadın yöneldiği kişiler olabileceği ve başvurucunun da şüpheli değil müşteki olduğu gerekçesiyle Adil Yargılanma Hakkı bakımından yaptığı başvuruyu reddetti, diğer iki hakkın ihlali bakımından yapılan başvuruyu ise, inceleme yetkisinin başka bir hakkın ihlali durumunda bulunması nedeniyle ele almadı.

Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden Kerem Dikmen’in haberine göre, derneğin Hukuk Komisyonu aldığı kararla davayı Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımaya karar verdi.

Tao seksinin sonunda ben sikiliyorum. Ben bunu anladım yani, anladın mı? Üzerine ne koysan, önemli olan içerik. En son sana giriyor. Tao seksinden ne anlayacak?

Aslında bizim olduğumuz yerde yüzde yüz hırsız vardır. Çingenenin travestinin olduğu yerde nasıl hırsız olmaz? Hırsızı anlamak için, onu utandıran şeylerle nasıl başa çıktığına yakından bakmak lazım.

Hırsızlar çok agresif tavırlar sergiler. Hırsızlığı hiç kabul etmezler. Küfrederler. “Bana hırsız diyenin anasını sikeyim” filan derler.

Travestinin hırsızlığıyla hırsızın hırsızlığı da aynı değil. Travestide satın alınmanın verdiği bir intikam duygusu var. Kapitalizmin başka rahatsızlıkları üzerinden nüksetmesi hali var.

Travestiler hırsızlıkları yüzünden utandırılamazlar. Birbirlerinin evlerini soyarlar. Çalıyor olabilir. Niye bunun için utansın ki? Götünü siktirme pratiği geliştirmiş. O da utanç verici bir şey değil mi? Eskiden zaten utanmış, götünü siktirdiği için. Ya da utandırılmaya çalışılmış. Hırsızlıktan ayrıca niye utansın ki?

Buna rağmen, bazen kimse onu utandırmaya uğraşmıyorken, ya da uğraşıyorsa bile artık vazgeçmişken, beklemedik biçimde kendi kendine ahlaki sınırlar geliştirir. “Ben sadece götümü siktiriyorum, hiç hırsızlık yapmadım” diyerek övünmek ister mesela. Başka bir trans çeşidi de, “Ben sadece hırsızlık yapıyorum, hiç götümü siktirmedim” diyebilir. Aynı gurur, aynı mağdur, aynı övünme psikolojisi… İtibarını kurtaran bir çıkış yolu buluyor.

Hırsızın minneti büyük olur
Hırsız arkadaşlarım hep soyarlar beni. Ben bunu hiç sorun yapmam. Çünkü hırsızların minneti büyük olur. Çok hızlı getirirler. Giderken, yüzde yüz bir şeyini çalıp giderler. Evimden telefon gitti, laptop gitti. Ev arkadaşım, “Sen peygamber gibisin, bunların hepsini nasıl anlıyorsun” diyor. Çünkü hırsız grubu ortak özellikler gösterir. Mesela çok hızlı sikerler. Panik sikerler. Hırsızlık yapar gibi sikerler. Seksi de kötü yapıyorlar.

Kötü mü demek lazım bilmiyorum aslında; ne istediğine bağlı. Benim bütün kocalarım hırsız ve torbacı oldu. Birisinin BDSM olduğunu farzettim. Dövüp günlük on tane filan pıt alıyordum ama bunu realize edemiyordum. Dayaktan keyif aldığını anlamıştım. BDSM’nin ne olduğunu bilmiyordum. Sapkın bir hal diye düşünüyordum. Ama sapkınlığı beni rahatsız eden bir hal değildi. Ben Ankara’nın ilk BDSM çalışan travestisiyim. Etrafımdaki herkes “sapık geldi anneeeee!” filan diyorlardı. İstemeden nam yaptım. Aslında ben bu duruma BDSM dendiğini daha yeni öğrendim. Sapkınlıklarım beni var ediyordu o zaman. Neyin sapkınlık, neyin değil olduğuna daha tam karar vermemiştim ki. Bir altında, eşcinsellik de hastalıktı.

Sapık, senden sapandır
Şimdi bir karara vardım mı? O zamanki kararımla aynı kararım. Sapkın olma hali değil demem de neyi kurtarır ki? Kesin bir şey değil ama, bende varmış BDSM. Hani bir tarafıma bulaşmış. Sapkınlık derecesine gelince yani aslında her yerden, karşı taraf sapkın. Anlayamadığın her şey, senden sapıyor. Sapkınlık böyle bir şey değil mi? Bana düz gelen, sana gelince sapıyor yani. Anlayamıyorsun, sapıyorsun. BDSM’yi seviyorum ben aslında. BDSM imişim. Ben bunu bilmiyordum ki. Bunun pratiğini ben kendim geliştirmiştim. Bir yerde okumuş değildim.

Taocu tedrisat
Bir keresinde Tao seksi diye bir şey okuyordum. TRT’de bir müdürle seks yapıyorum. Aramızda bir ilişki başlamıştı. Taocu seksten ne anladığımı sordu. “Gel ben sana göstereyim çok önemli bir seks şekli” filan deyip, heriften çok büyük bir para alıp, ondan sonra karşılığında domalıp, tükürüp, “sik hadi” dedim. Ondan sonra adam, “Tao Seksi bu muymuş?” dedi. Kitabı herife verdim, “Ben bunu anladım” dedim, “Bir de sen oku”.

“Hadi sok” dedim, tamam mı?

Adam, “Bu parayı fazlasıyla hak ettin” dedi. “Bu kitabı ben okuyacağım” dedi.

Tao seksinin sonunda ben sikiliyorum. Ben bunu anladım yani, anladın mı? Üzerine ne koysan, önemli olan içerik. En son sana giriyor. Tao seksinden ne anlayacak?

BDSM eğilimlerinin ne zaman farkına vardım? Aslında bu sapkınlık tırnak içinde bende olmalıydı. Çünkü ben sapkınlıklar sınırındaydım. Şu anda BDSM ile karşılaşmış olsaydım bu bilinçle BDSM bir birey olur muydum, bilemiyorum ama onun gizemi çekti beni. Sapkın olması çekti. Sapkınlık olmasaydı zaten benim orada işim olmazdı. BDSM olmak zorundaydım zaten. Olmasam bile olmak zorundaydım. Bulaşmak zorundaydım. Zaten her bulaştığın şey, çıkartıyor seni, başka bir yere itiyor. Mesela BDSM’ye takılıp gidemiyorum. Oradan sıçrıyorum yani.

Benim hayatım hızlıdır, hani, anladın mı? Manevralı bir hayattır.

Travesti Transseksüel Oneal Ron Morris, ucuz etin yahnisini yemeye kalkınca olanlar oldu. Diğer estetik operasyonlarının yarı fiyatına ameliyat olacak bir klinik bulan Oneal Ron Morris, masadan bir ucube olarak kalktı.
kadın olup güzelleşmek isteyen Oneal Ron Morris ve Dr John Martin tarafından 2005 yılında ameliyat oldu.Doktor, popo dolgu maddesinin içine çimento, japon yapıştırıcısı kattı. Ameliyat sonrasında Oneal Ron Morris’in karnında başlayan ağrı bütün vücuduna yayıldı.

Bunun üzerine 30 yaşındaki travesti bir hastaneye başdu. Olayın ortaya çıkması üzerine polis bir araştırma başlattı ve Morris’in sahte doktor olduğu ortaya çıktı. Morris, lisansı olmadan müdahale etmek ve vücuda zarar vermekten dolayı tutuklandı.
Kalçalarına taş gibi olsun diye çimento, yüzüne sarkmasın diye lastik ejekte edilen travesti önceki gün sokakta görüntülendi.
Geçirdiği düzeltme operasyonlarından da bir sonuç alamadığı gözlenen kadın tam bir ucubeye dönüşmüş halde.

LGBTİ aktivistleri, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri ve yerel yönetimlerden isimler Kaos GL’nin genel seçim öncesi “siyaset” dosyası kapsamında sorularımızı yanıtladı.

Tartışmalı geçen bir yerel seçim ve soluklanmaya dahi fırsat bırakmayan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından, Türkiye’de yaşayan her kesimi genel seçimler bekliyor. Haziran ayında bir kez daha sandık başına gidilecek. Oylar kullanılacak. Öncesinde ise herkes “siyaset” konuşmaya başlayacak.

Acaba hangi parti ne kadar oy alacak? Kimler milletvekili adayı olacak? Türkiye’de adı her yerde duyulan ama bir türlü bulunamayan gizemli yaratık demokrasi bu sefer yüzümüze gülecek mi? “Parlamentonun dışında da siyaset var” diyenler ne yapacak? Barajların gölgesi altında eşitlik ve özgürlük yeşerebilecek mi?

Bütün bu soruların LGBTİ toplumunun da soruları olduğunu bilerek seçimler öncesinde bir “siyaset” dosyası hazırlamaya karar verdik. Hem siyasi partilerin ve oluşumların kapılarını çalalım hem de LGBTİ toplumunun içinden farklı sesleri KaosGL.org’a taşıyalım istedik. Bir yandan yüksek siyaset konuşalım ama siyasetin seçimlere indirgenemeyeceğini unutmayalım dedik. Nihayetinde “Siyasetin O Biçimi” dosyasını hazırladık.

LGBTİ örgütleri, siyasi partiler ve yerel yönetimler…

Nasıl ki LGBTİ’lerin yatak odalarına hapsedilmesine karşı çıkıyorsak, siyasetin de yüksek mercilerin işi olmasına da karşı çıkalım diye söze kendimizden başladık. Siyaset yaşamın tam orta yerinde, kime oy verdiğimizle belki çok az ilgisi olan bir meseledir dedik ve Kaos GL’den Ezgi Koçak ve Murat Köylü ile son günlerde deyim yerindeyse moda olan kavramı “siyasi temsil” meselesini, temsilin açtığı ve kapadığı alanları ve daha önemlisi siyasete katılımı konuştuk.

Meseleyi bir de İstanbul’dan doğru değerlendirmek için Sosyal Politikalar Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Derneği’nin (SPoD) kapısını çaldık. SPoD’tan Sezen Yalçın ile yerel seçimler sürecinde yürüttükleri çalışmaları, LGBTİ hareketinde ciddi fikir ayrılıklarına ve tartışmalara yol açan siyasi temsil ve katılımı konuştuk. Farklılıklarımız, ayrı düşündüğümüz noktalar sadece serzeniş olmasın politikleşsin, tartışılsın istedik. Yalçın da uzun uzun hem yapılanları hem de tartışmaları, eleştirileri değerlendirdi.

Çaldığımız kapılardan bir diğeri ise Halkevleri oldu. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy yürüttükleri halkın hakları siyasetinde LGBTİ’lerin yerini anlattı. Parlamento ve seçimlerin dışında bir siyasi hat tutturan Halkevleri’nin sokağa çağıran siyasetini, meclisten öte halk hareketlerinin önemini hatırlattı. Hem LGBTİ’ler için hem de toplumun geneli için seçim, oy ve sandık tartışmalarının dışında bir siyasetin önemini vurguladı.

LGBTİ hakları ve siyaset denince ilk akla gelen ve çoğu zaman muhafazakar basın organları tarafından hedef gösterilen iki parti de dosyamız kapsamında konuğumuz oldu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) isimler sorularımızı yanıtladı.

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ partisinin LGBTİ haklarına yaklaşımını, şimdiye kadar bütün bileşenleri ile gerek Meclis’te gerekse de sokakta yürüttükleri mücadeleyi anlattı. Eksik olduklarını düşündüğü alanları büyük bir samimiyetle de eleştiren Yüksekdağ, LGBTİ’lerin eşitlik ve özgürlük mücadelesi bağlamında neler yapmayı planladıklarını da aktardı.

HDP’den bir diğer konuğumuz ise Merkez Yürütme Kurulu ve LGBTİ Komisyonu üyesi Cihan Erdal oldu. Erdal, partilerinin LGBTİ haklarına ilişkin tutumunu anlattı; parti içindeki heteroseksizm ile mücadele perspektiflerini vurguladı. Heteroseksizmi dışarıdaki bir düşman olarak görmediklerini hatırlatan Erdal, içerideki ve dışarıdaki ayrımcılık ve nefrete karşı LGBTİ komisyonu kurduklarını söyledi.

CHP’den ise merkezi düzeyde bir isimle görüşmemiz mümkün olmadı ancak son dönemde Meclis’te yasama faaliyetleri kapsamında ismini daha sık duymaya başladığımız CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal sorularımızı yanıtladı. Büyük bir hız ve özenle LGBTİ haklarını Meclis’te gündemleştiren Tanal, CHP olarak insan hakları kapsamında LGBTİ haklarına ilişkin çalışmayı sürdüreceklerini vurguladı.

Nihayetinde ortaya bugünden itibaren KaosGL.org’tan takip edebileceğiniz bir söyleşi dizisi çıktı. Bütün bir toplum olarak kutuplaşmaların artacağı bir genel seçim öncesi sakin kafayla tartışmalar açmak niyetiyle iyi okumalar!

“Heteroseksist diktatörlüğün naşlamasını hedefliyoruz!”

Dosya kapsamında yazıları okurken, tarihin tozlu sayfaları gibi gelecek 1994 senesinden de bir hatırlatmayla sözümüzü şimdilik sonlandıralım. Siyaseti isimler ve adaylıklar gibi dar bir mesele olarak görme eğilimimizin yükseldiği bu günlerde ilaç niyetine Kaos GL’nin ilk sayısından gelsin:

“Yalnızca seksist değil aynı zamanda heteroseksist bir toplumda yaşıyoruz. Kadınların köleleştirilmeleri üzerine kurulan; zaman içinde dönüşüp yeniden biçimlenerek ek kapitalist sömürü sistemine kadar gelen içinde yaşadığımız bu toplum, yalnızca erkek egemen değil aynı zamanda heteroseksist erkek bir egemenlik sistemidir.

“Yok etme… Bütün Kızılderilileri, Yahudileri ve Kürtleri yok edebilirsiniz. Bütün eşcinselleri Hitler’in yaptığı gibi pembe üçgenlerle işaretleyip toplayabilirsiniz. Hastaneler, hapishaneler, toplu eşcinsel idamları, fail-i meçhul eşcinsel ve travesti cinayetleri; hepsi tarih boyunca denendi. Tekil olarak eşcinselleri ortadan kaldırdılar ama eşcinselliği asla yok edemediler. İnsan insan olarak kalmayı başarabilirse kişi kendi cinsini sevmeye devam edecektir.

“Bizler yalnızca yatak odasında değil her yerde ve her zaman geyiz. Toplumsal latentliği reddediyoruz. Nicel anlamda heteroseksüeller karşısında azınlık olabiliriz ama nitel anlamda azınlık olmayı reddediyoruz. Salt heteroseksüellerle bir sorunumuz yok; asıl düşmanımız bizlere yaşam hakkı tanımayan heteroseksistlerdir. Aşağı ya da üstün olmayı reddediyoruz. Biliyoruz ki iktidar egemenliği dışında her şeyden vazgeçebilir. İçinde yaşadığımız toplumun egemeni burjuvazi, demokrasi adı altında, aynı şekilde kendi iktidarı dışında her şeyden vazgeçebilir. Belki “demokrasi” o kadar gelişir, o kadar gelişir ki (!) gey’ler de özgür olabilirler! Ama bizler özgürlüğü bütünsel bir var olma olarak algıladığımızdan heteroseksist diktatörlüğün politik ve toplumsal olarak bütünüyle naşlamasını hedefliyoruz. Bunun için çıkıyoruz…”

Her kadın ve travesti erkekler tarafından arzu edildiklerini bilmek isterler. Alışılagelmişlikle birlikte çiftler bir çok güzel anı es geçerek sona ulaşmayı arzularlar. Sıradan sevişmeleri tercih edenler için bu durum kaçınılmaz bir noktadır. Ankara travestileri yatakta partnerlerinden tutku beklerken istanbul travestileri romantizmi doruklara kadar yaşamak isterler. Bunun en güzel yolu ikisini bir arada bulabilmektir. Sınırları zorlayıp tutkunun eşiğinde bir cinsellik yaşarken romantizmi yok saymayın. Unutmayın romantik başlayan bir sevişme tutkuya davetiye çıkarır.

Yatak odanızdaki sıkıcı atmosferi ve durağan hayatınızı hareketlendirmek için küçük süprizler düşünün. Düşünmekle kalmayıp uygulamaya başlayın. Öncelikle partnerinizin hassas bölgelerini öğrenin. Bu onu ateşlendirmek adına yapacağınız en güzel adımdır. Islak bedenler her zaman için çekici olmuştur. Güzel kokulu masaj yağları ve kremleri çözümünüz olacaktır. Ayrıca duştan çıkmış haliniz partnerinizi etkileyen hallerinizden en iyisidir.

Cinsel ilişki sonrasında yaşadığınız en güzel deneyimleri hatırlayın bu aldığınız hazzın artmasını ve partnerinizle yaşadığınız deneyimi güçlendirecektir. Sonrasında ise ne kadar keyif aldığınızı ifade edin. Aklınızda bulunsun erkekler sizi mutlu ettiğinizi bilmekten mutluluk duyarlar. Kadınlar da ise bu durum çok farklıdır. Erkeklerini mutlu etmek onlar için ilk akla gelen istektir. Bu yüzdendir ki her zaman açıkça belirtiyoruz. En güzel tatmin karşılıklı olandır. Tek taraflı ilişkiler hiç bir zaman mutluluğu yakalayamayan ve hazzın yakınından bile geçemeyen birlikteliklerdir.

Fantazi dünyanızı geliştirmeniz için en güzel kaynak internet ortamında açılmış olan birbirinden zengin içeriği olan web siteleridir. Seks shoplar , fantazi ürünler satan merkezler de bunların başında geliyor. Eğer rutin bir seks hayatı istemiyor , yeni pencereler açmak istiyorsanız buralardan faydalanmanız mümkündür. En mükemmel travesti modeli arıyorsanız. Yapmanız gereken bir çok il ve model seçeneği bulanan sitemizi incelemek. İçlerinden kendinize uygun olan kişi ile iletişime geçmektir.

Güneşin içimizi ısıtmaya başladığı ve doğanın rengarenk bir görüntü almasıyla vücudumuzda artık harekete geçmeye başladı. Aşk mevsimi olarak tabirlenen ilkbahar kapımıza dayandı artık kışlıkları dolaba kaldırıp , yazlıkları ve mevsimlik kıyafetleri çıkarmanın tam zamanı. Peki aşk mevsiminde siz de hazır mısınız ? Doğru partneri bulup hayatınızın unutamadığınız yılını yaşamak için bu mevsim sizin için bulunmaz bir fırsat.
5 Yıldır birbirinden güzel birliktelik ve arkadaşlıklara imza atmış bir site olarak hem travesti hem travesti siteleri hakkında en doğru bilgiyi vermekteyiz. Peki aşk adına sitemizde neler barındırıyoruz? İstediniz özelliklerde size en güzel anları yaşatacak birbirinden farklı üyeyle sizlerleyiz. Aşk adına yapılacak en güzel adımlardan birisi size en çok istediğiniz kişi ile iletişime geçme olanağını sağlıyoruz.
Uzmanlara göre aşk hormonları mevsimle birebir örtüşüyor. Havanın ısınması ve doğanın harekete geçmesiyle insan bedenide harekete geçer. İlkbara romantizmin ve dolayısıyla seksin işareti olarak bizleri tamamen hazır olduğumuzun sinyalini veriyor. Ankara travestileri bu konuda oldukça şanslılar gezip görecek o kadar güzel yer olması ve aşkın başkenti olarak kabul edilmesi onlar için oldukça avantajlı bir durum yaratıyor. İstanbul travestileri ise bunu tamamen dezavantaj olarak görüyor. Nedeni ise oldukça açık ; insanların çoğunlukta olduğu bir şehirde metropolde yaşamak aşk adına da oldukça zorluklar çıkarıyor.
Doğru insanı bulmak için çok zorlanıyoruz. Çoğu zaman küçük hatalarla kendimizi sınıyoruz ama karşımızdaki insanın bizim için uygun olup olmadığını bilmek için bu hatalar bizim için bir tür tecrübe sayılır. Doğru insanı bulduğumuzu kalbimizin atışından nefesimizden , güzelleşen tenimizden anlayabiliriz. Klişe bir tabir olacak ama eğer aşk kapıdaysa adeta içinizde kelebekler uçuyormuş gibi gelebilir.

Son günlerde arkadaşlık siteleri , sosyal ağlar hatta televizyon ekranlarındaki izdivaç programları oldukça yoğunlaştı. Adeta insanların yanlızlığına parmak basarcasına büyük adımlar atılıyor. Peki sanal ortamda tanışıp reel buluşma düşündüğünüz bir travesti ile güven içerisinde görüşebilirmisiniz ? Kötü bir tecrübe bundan sonraki adımlarınızın kötü olacağının habercisi değildir. Unutmayın ki belkide yaşadığınız kötü şeyler doğru bir kişinin sinyalini veriyor olabilir.
Normal standartlarda kadınlara göre travestiler olarak hayata bakış açısı farkı vardır. Bir kadından daha çok bir travesti duygusal ve romantizm düşkünü olan kişiler olabilir. Kadınlar partnerlerinden bir çok şey bekleyebilirler. Romantizm , sadakat , para ve bir çok maddi obje bu listenin temel unsurlarından. İnsanlar doğası gereği bazı olguları ön planda tutar. Görselliğin oldukça önemli olduğu ilişkilerde bir çok bayan ve travesti tüm günlerini güzellik salonlarında geçirir hale geldi. Peki ya erkekler de kadınlar kadar kendilerine özen gösteriyorlar mı ?
Sanal buluşmalar reel buluşmalara göre daha mantıklı gelebiliyor. Sanalda tanışıp sosyal hayatınızda buluşmak istediğiniz kişi beklediğiniz yada gördüğünüzden daha farklı çıkabilir ki bu durum hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre bu durumu yaşayan insanlar o an kaçıp kurtulmayı tercih etse de hatrı sayılır bir kısım ise buluşmanın sonuna kadar katlanmayı tercih ediyor. Karşımızdaki insanı kırmamak adına katlanmak ne kadar doğru bir davranış olur bilemeyiz ama kimse bunu yapmak zorunda değildir.
istanbul travestileri ve ankara travestileri resimlerinde çok fazla fotoşop tercih etmiyor. Nedeni ise oldukça açık , reel buluşmalarda onları resimlerindeki gibi görmek istiyoruz. Yanılsamalarla dolu bir buluşmadan mutlu bir sonuç elde etmemiz imkansızdır. O halde yapmamız gereken en güzel şey iyi bir gözlem ve istediğimiz kişi hakkında doğru karar vermek.

travesti-yazar

Türkiye’de Ayrıntı Yayınlarından çıkan “Travesti” ve “Orbitor” romanlarının yazarı Mircea Cărtărescu yurtdışında yeni bir ödül aldı.

Bükreş Üniversitesi’nde edebiyat profesörü olan 58 yaşındaki yazar, The Independent gazetesi ve birçok yayın tarafından, Nobel ödülü için kuvvetli bir aday olarak gösterilirken, eserleri onlarca dile çevrildi.

Çevrildiği ülkelerde de büyük ses getiren üç ciltlik bu nehir romanındaki rüyalar, sanrılar, puslu anılar eşliğinde, okur Romanya tarihinde mistik bir yolculuğa çıkıyor. Çizdiği savaş, cinsiyet, ölüm ve yıkım tablosu Dali’nin düş âlemini andırıyor olsa da bu düş âlemi aynı zamanda tanıdığımız bir dünyanın yansıması. Orbitor romanında güçlü ve özgün sesi, edebiyat tadı veren üslubu ve şiirsel diliyle görkemli bir katedral inşa ediyor ve okuyucusuna bu düşe katılma hazzını yaşatıyor.

Mircea Cartarescu, 4-10 Mayıs 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “Şehir ve Sınırlar” temalı İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali – İTEF’e konuk yazar olarak katılacak.