11

travesti eşcinsel temalı bir film daha yolda

Nottingham’da bir cuma akşamı. Russell (Tom Cullen), küçük kızının da vaftiz babası olduğu en yakın travesti arkadaşı Jamie’nin (Jonathan Race) evinde verdiği partiden erken ayrılıp daha çok eşcinsel erkeklerin devam ettiği bir gece kulübüne (biraz çapkınlık yapmak amacıyla) gidiyor ve orada Glen’le (Chris New) tanışıyor.

Glen, gece boyu Russell’a sürekli askıntı olan, kısa boylu, azgın bir ‘gey’den kurtarıyor Russell’ı. Aynen şimdiye dek birçok filmde ve romanda defalarca anlatılmış o “ve oğlan kıza rastlar” türünden bir karşılaşma bu. Tıpkı o bildik heteroseksüel aşk hikâyelerindeki gibi ama bu kez oğlan, oğlanla karşılaşıp tanışıyor ve yakınlaşıyor travesti.

Russell’ın sarhoşluktan pek de hatırlamadığı gecenin sonunu, ikisi sevişerek Russell’ın evinde ve yatağında birlikte geçiriyorlar. Görünürde bir gecelik bir sevişmenin tekdüzeliğini aşan, gittikçe ateşlenen bir aşk ilişkisinin başlangıcıdır bu. Cinsellik ve sevişme üstüne tartışmalarının yanı sıra geçmişlerindeki kimi sırları, esin kaynaklarını da açıklıyorlar birbirlerine, geleceğe dair tasarladıklarını dillendiriyorlar ve ardından bir kez daha sevişmek üzere hop cumburlop yatağa…

Anasını babasını tanımayıp bakıcı ailelerin yanında büyümüş, zorlu bir çocukluk-ergenlik döneminden geçmiş yetim Russell, okul yüzme takımında yüzdüğü için havuzlarda profesyonel cankurtaranlık yaparak hayatını kazanırken Glen bir sanat galerisinde çalışıyor ve 21. yüzyıl sanatı üstüne 2 yıl sürecek bir eğitim almak travesti  üzere ABD-Oregon’daki Portland kentine gideceği gerçeğiyle yüzleşmezden önce ülkesindeki son hafta sonunu, aralarında güçlü bir bağın oluştuğu Russell’la beraber, dolu dolu yaşamak istiyor. 2 günde fena halde birbirlerine sevdalanan 2 gey’in bakış açısıyla anlatılmış bu buruk aşk hikâyesi, Jamie’nin arabasıyla Russell’ı havaalanına yetiştirip Glen’i Amerika’ya yolcu ettiği duygusal bir finalle sona eriyor.

2003’ten itibaren bazı kısa filmler çektikten sonra 2009’da çektiği, Londra sokaklarında iş tutan, kiralık bir erkek fahişenin hayatına odaklanan “Greek Pete” adlı ilk filmiyle adını duyuran ve Londralı film eleştirmenlerince umut vaat eden en yetenekli ve geleceği parlak sinemacı olarak selamlanan, eşcinsel İngiliz yönetmen, senarist ve yapımcı Andrew Haigh’in iki erkek arasındaki 48 saatlik bir ilişkiyi açık seçik hikâye eden ikinci uzun metrajı “Weekend-Hafta Sonu”, 2011’de gösterildiği ülkelerden epeyi ses getirmiş ve Londra’dan San Francisco’ya, Toronto’dan Los Angeles’a kadar katıldığı bütün festivallerin gözdesi, çeşitli LGBTI ödüllerinin de sahibi olmuştu. travesti

2000’li yıllarda birtakım kıyıda köşede kalmış iyi travesti filmleri getirip sunmayı görev edinmiş Bir Film’in sinemaseverlere yeni bir hizmeti olarak bugün Başka Sinema salonlarında gösterime giren “Hafta Sonu”, rengârenk psikedelik ışıklara, yüksek volümlü müziklere boğulmuş, sis-dumandan göz gözü görmez haldeki underground bar ortamlarında, genç-bekâr işi yatak odalarında, tuvaletlerde geçen, birbirlerine çeşitli anı, hikâye ve hetero’ları çekiştiren kişisel anektodlar anlatıp muhabbeti ilerleterek (ve habire kuru-sıvı takılıp kafaları güzelleştirerek) dur durak tanımaksızın birbirlerinin kollarına atılan, emekçi sınıftan, romantik âşık Russell’la, gey’liğini daha 16’sındayken hoşgörülü ve anlayışlı ebeveynlerine açıklamış, iyi aile çocuğu, gerçekçi ve çenesi kuvvetli, hazırcevap Glen ikilisinin sıra dışı beraberliğini perdeye taşıyor 97 dakika süresince. Erkeklerinin eşcinselliğe eğilimi öteden beri belli ve belirgin olagelen İngiltere’den çıkagelen ve seyri buruk travesti tatlar veren bu “Hafta Sonu”, haftanın filmi nitelemesini hak  ediyor. travesti

İkiliyi canlandıran Tom Cullen’la Chris New’ın başarılı oyunculuklarının yanı sıra birtakım hassas konulara değinen gerçekçi diyalogları, cüretkâr çekimleri, özenli ayrıntılarıyla ve sade ama duyarlı ve sürükleyici olabilen, eli yüzü düzgün, akıcı sinematografisiyle üzerimizde etkileyici bir modern romantik drama izlenimi bıraktı “Hafta Sonu”, hatta şimdiye kadar seyrettiğim, en iyi eşcinsellik konulu filmler listesine kafadan girer sanırız bu “Weekend”. travesti

Müziklerini James Edward Barker’in derlediği, kameramanlığını Ula Ontikos’un yaptığı, baştan sona eşcinsel aşkı, seksi ve sevgisiyle örülü bu bağımsız filmin senaryosunu iki başrol oyuncusuyla birlikte, çoğu kez doğaçlama yazan ve bu yıl üçüncü filmi “Looking”i çektiği bildirilen yönetmen Andrew Haigh adına bundan böyle dikkat etmek gerek!

fft81_mf2336334

Travesti komşu da müşteri de istemiyoruz

Komşum eşcinsel olmasın, bankam LGBT'leri yok saysın!

"Toplumsal çeşitliliğe karşı olumsuz tutumların hakim olduğu ülkelerin ekonomik gelişme düzeyleri de göreli olarak daha düşük. Bu ülkeler sahip oldukları potansiyelleri yeterince hayata geçiremiyorlar

Türkiye’nin en büyük üç bankasından birinin lezbiyen, gay, travesti , biseksüel ve transeksüel (LGBT) gruplara yönelik bir kampanya başlattığını düşünmeye var mısınız? Örneğin banka bir LGBT etkinliğine sponsor olmuş… Kimi ATM’lerini yeniden tasarlayarak GAYTM’lere dönüştürmüş… Facebook, Twitter, Google Plus, Instagram gibi sosyal ağlarda #GAYTM hashtag’i ile bu kampanyasını gündeme taşımış olsa… Nasıl bir tepki görürdü sizce?

Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in 2009’da yaptığı "Radikalizm ve Aşırıcılık" adlı araştırma bu sorunun cevabı hakkında da önemli bir ipucu sunuyor. Esmer’in, 34 ilde 1715 kişiyle yaptığı araştırmanın sorularından biri şuydu: "Kiminle komşu olmak istemezsiniz?"

Araştırmaya katılanların yüzde 87'si bu soruya "eşcinsel biriyle" yanıtını verdi. Diğer yanıtlar ve oranlar ise şöyleydi:

“İçki içen biri” yüzde 72.

“Ateist” yüzde 66.

"Yahudi” yüzde 66.

“Hıristiyan” yüzde 52.

"Amerikalı bir aile" yüzde 43.

"Kızları şort giyen aile" yüzde 36.

"Başka bir ırk veya renkten insanlar" yüzde 26.

Sonuçların tartışıldığı bir TV programında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Arus Yumul şu tespiti yapmıştı:

"Bize benzemeyeni yok sayan, görmek istemeyen, kabul etmeyen ve biraz narsist bir toplumuz."

Böyle bir toplum olmanın bugünün dünyasında bir bedeli var elbette. Toplumsal çeşitliliğe karşı olumsuz tutumların hakim olduğu ülkelerin ekonomik gelişme düzeyleri de göreli olarak daha düşük. Bu ülkeler sahip oldukları potansiyelleri yeterince hayata geçiremiyorlar.

“Nerdesin aşkım? Sydney’deyim aşkım.”

Hoşgörü ortamının yaratıcılığı tetiklediğini, bunun da ekonomik olarak artı değer yarattığını gösteren pek çok araştırma var. Örneğin bazı araştırmalar, ülkede zenginlik arttıkça eşcinselliği kabullenme eğiliminin de yükseldiğini gösteriyor. Yoksul ve daha dindar ülkeler genelde eşcinselliği ve diğer farklılıkları reddetme eğilimi gösteriyor. Oranlar ülkelere göre değişse de en katı tutum Afrikalılar ve Hintliler’den geliyor. Batı’da ise bu durum daha çok bir eşitlik, insan onuruna saygı meselesi olarak görülüyor.

Avrupa ülkeleri, Kanada, Arjantin, Şili ve Avustralya gibi ülkeler eşcinsellik konusunda oldukça liberal. Söz konusu ülkelerde gay, lezbiyen, biseksüel ve transeksüel grupların oldukça güçlü örgütleri var. Bunlardan biri, Avustralya’daki Sydney’s Gay and Lesbian Mardi Gras adlı örgüt. Uzun yıllardır Şubat-Mart aylarında yaklaşık bir ay süren Mardi Gras Festivali’ni düzenliyor. Festival’e çok sayıda marka destek veriyor. En büyük destekçi ve Festivalin partneri ise Avustralya’nın en büyük üçüncü bankası: ANZ Bank.

ANZ Bank, bu yılki festival sırasında toplumda farkındalık yaratmak için değişik bir uygulama yaptı. Sydney’de 10 ATM'sini GAYTM’e çevirdi. Bankanın reklam ajansı tasarımcılarla anlaştı. LGBT kültüründen esinlenen tasarımcılar ATM’leri pul, deri, denim, taş gibi malzemelerle adeta bir sanat eserine dönüştürdü. Her biri farklı bir hikaye anlatan sanat eserleri çıktı ortaya.

Tasarımcılar ATM’leri tasarlamakla kalmadı, GAYTM’lere çeşitli isimler verdi. Örneğin, parlak taşlarla kaplı olana "Hello Sailor", bıyık desenli olana "Mo Town" ve dövme desenli olana "Pink Ink" gibi. GAYTM’ler işlem yapanlara "Cash out and proud" yazılı fişler verdi.
Banka, ATM’lerini GAYTM yapmanın yanı sıra Facebook, Twitter, Google Plus, Instagram gibi ağlarda #GAYTM hashtag ile sosyal medyadan gündeme taşıdı. travesti

GAYTM’leri kullanan kişiler aracılığıyla çeşitli LGBT derneklerine bağış yapılması sağlandı. Bankanın bir yöneticisi müşterileri ile aralarındaki en önemli temas noktalarından biri olan ATM’leri festivalin ruhuna uygun tasarlamalarının asıl nedenini şöyle açıkladı: “Çeşitliliğe saygı duyuyoruz. Toplumda eşcinsellere hoşgörüyü, saygıyı teşvik etmek için bu projeyi yaptık.”

Etkinlik öncesi ve sonrasında devam eden kampanyada normal ATM’lere oranla GAYTM’ler Sydney halkı tarafından çok daha fazla kullanılmış. travesti

“. . . alışın her yerdeyiz.”

Baştaki soruya dönecek olursak, Türkiye’nin cinsel çeşitliliğe hoşgörü göstermek açısından bir Avustralya olmadığı ortada. “Komşum eşcinsel travesti olmasın” diyenlerin, “bankam LGBT’leri yok saysın” diyeceklerin çoğunlukta olduğu bir toplumuz.

Tabii her toplum gibi biz de değişiyoruz. Nitekim içimden bir ses, bugün sorulacak olsa, “Kiminle komşu olmak istemezsiniz” sorusuna “eşcinsel biri” yanıtını vereceklerin oranının yüzde 87’den daha düşük olacağını söylüyor.

Siz ne dersiniz?

 
Ekran Alıntısı

Ağrı’da travesti afişi gerginliği yaşandı

Yerel seçimlerde HDP tarafından İstanbul’un Kadıköy ilçesi Belediye Meclis adayı olarak gösterilen ve aynı zamanda LGBT üyesi olan travesti Asya Elmas’ın resminin yer aldığı afişin Kağızman Caddesi üzerinde bulunan billboarda HDP Cumhurbaşkanı Selahattin Demirtaş’a destek için asılmasına Ağrılılar sert tepki gösterdiler.

Söz konusu afişin asılmasına tepki gösteren S.S. adlı Ağrılı vatandaş, bu durumun insanları ahlaksızlığa alıştırmaktan başka bir şey olmadığını ifade etti. S.S., "Video paylaşım sitesi olan Youtube başta olmak üzere diğer sitelerde yer alan videoları ve kendisi hakkındaki bilgilere rağmen HDP hangi hakla bu kişinin resmini Ağrı’nın en işlek olan caddesine asar. HDP acilen bu yaptığı ahlaksızlığa son vermeli." dedi.

Koyu bir HDP savunucusu olduğunu söyleyen Ağrılı Süleyman K. ise, bu afişin bilinçli olarak asıldığını ifade ederek Ağrılıların ahlaksızlaştırılmaya çalışıldığını vurguladı. Süleyman K., "Ben tabi olduğum ve savunuculuğunu yaptığım BDP, HDP’nin bizim hakkımızı savunduğunu ve her zaman örf, adetlerimizi yaşatmaya çalıştığını sanıyordum. Bilinçli, okumuş, bilgili bildiğimiz insanlar bunların gerçek yüzünü bize söylüyordular ama bizler, onlara ‘Art niyetlisiniz’ diye tepki gösteriyorduk. Şimdi anlıyorum ki, HDP, değişen ismi ile DBP ve uzantıları bu amaç doğrultusunda hareket ediyorlarmış. Hemen bu rezil afiş kaldırılsın yoksa beni ve benim gibi olan insanları kaybedecekler.” sözleri ile tepki gösterdi.

Başka bir vatandaş olan Harun Y. İse, Ağrılıların yavaş yavaş bu ahlaksızlıklara alıştırılmaya çalışıldığını söyledi. Harun Y., "Bu ahlaksız insanlar daha çok batı illerinde mevcutturlar. Çünkü oradalar da tanınmadıkları için utanmayarak istediklerini yerine getiriyorlar. Ve şimdi Ağrı’yı oralara benzetmeye çalışıyorlar. Daha geçen gün 4 travesti Ağrı merkezde ilk defa gezerek nabız yoklaması yaptılar. Hamdolsun, Ağrı halkı tepki gösterdi. Şimdi ise HDP’nin Cumhurbaşkanı adayının propaganda afişleri için, kendini travesti olarak tanıtan birinin resmi asılıyor. Hedef önce gözleri alıştırmak sonra yavaş yavaş icraata geçecekler. Ya bu ahlaksızlığa bir son verirler ya da Ağrı halkı bu zavallı zihniyete gereken cevabı verecektir." şeklinde konuştu.

HDP ve uzantılarının asıl amacını ortaya koyduğunu iddia eden ve isminin haberde yer almasını istemeyen bir Ağrılı da, HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ı sevdiğini ifade ederek, "Artık yavaş yavaş HDP ve çevrelerinin neyi amaçladığını görmeye başladık. İnsanlar defalarca artık bozuk diyeceğim zihniyet hakkında beni uyardılar ama aldırış etmedim. Ama anlıyorum ki, amaçlar gerçekten de o insanların söylediği gibi biz Kürtleri inancımızdan, örf ve adetimizden, kültürümüzden uzaklaştırmakmış. Bizim için yaptıklarını düşündüğümüz faaliyetleri ise sadece göz boyamaymış. Allah ıslah etsin." ifadelerini kullandı.
Video paylaşım sitelerinde yer alan Asya Elmas’ın tanıtımı için yapılan videoda Asya Elmas kendisini Kürdistanlı trans bir kadın olarak tanıtıyor. Elmas, 1981 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğduğunu söylüyor. Video’da yer alan bilgide Asya Elmas’ın 2000 yılında ailesinden kaçarak İstanbul’a yerleştiği iş bulamayınca kendisinin seks işçiliği yaptığı iddia ediliyor. (İLKHA)

 

 

Ekran Alıntısı

İranlı travesti ve eşcinseller için Türkiye’ye giriş izni

 Roma isminin verilmesini ve fotoğrafının görünmesini istemedi. Shadi Amin ise "Artık Almanya'da yaşıyorum, hiçbir kaygım yok" dedi.

Türkiye'ye yerleşen İranlı travesti bireylerle ilgili bir çalışma yapıyorsunuz. Burası İranlı LGBTİ'ler için bir kaçış noktası mı?

Shadi Amin' Nihai kaçış noktası değil. Türkiye'den geçerek başka ülkelere gidiyorlar; Norveç'e, ABD'ye, Kanada'ya ya da Avustralya'ya… Ama prosedür gereği kalış süresi epey uzun. On sekiz aydan önce buradan ayrılmak mümkün olmuyor. Üç yıl kalanlar bile var. Bu söylediğim, LGBTİ sığınmacılar için geçerli. Siyasi gerekçelerle burada olanlar daha uzun, 6-8 yıl kalıyorlar.

İran'dan çıktıkları anda süreç nasıl işliyor?

Shadi' Vize zorunluluğu yok. İran'dan Türkiye'ye bir turist gibi tamamen kanuni olarak geliyorlar. Hemen Birleşmiş Milletler'e gidip iltica başvurusunda bulunuyorlar ve polise gidip kendilerini kayıt altına aldırıyorlar. Burası bekleme salonu gibi. Son dört yılda gittikçe artan sayıda insan buraya geldi. Kayseri, İranlı travesti LGBTİ'lerin başkenti. Denizli'de de çok var.

Roma' Denizli'de 250'nin üzerinde İranlı LGBTİ birey var. 300 kişi Kayseri'de, 70-80 kişi Eskişehir'de, 20-30 kişi Yalova'da. Lambdaistanbul Farsça bir görüşme hattı yarattı. Bir sene içinde bin telefon geldi. Ben de mülteciyim. 2012'de geldiğimde Türkiye'deki İranlı LGBTİ bireylerin sayısı 80'di, altı ay sonra 720'ye ulaştı.

Neden Kayseri ya da Denizli gibi tutucu olarak bilinen şehirlere gidiyorlar?

Shadi' Çünkü mecburlar. Türkiye hükümeti onları oraya gönderiyor. Sanırım yaşadıkları şehrin LGBTİ toplumuyla dayanışma içinde olmalarını engellemek için böyle bir yöntem uyguluyorlar. İstanbul'da olsalar, dayanışma olacak çünkü. Bunlar tutucu ve küçük şehirler. İnsanlar hemen kim olduğunu anlıyor ve seni rahat bırakmıyor.

Nelerle karşılaşıyorsunuz?

Shadi' İş dünyası içinde suiistimal ediliyorlar. Ucuz işçiler olarak görülüyorlar.

Roma' Arkadaşlar tekstilde 12 saat, 15 saat ayakta çalışıyorlar. Günde 15-20 liraya. Onu bile alamıyorlar. Burada yaşam çok zor. Mesela Lambdaistanbul'da HIV pozitif olan bir başvurum var. Üç aydır ilaç alamıyor çünkü mülteci. Bize verilen kimlikle sosyal hizmetleri kullanabiliyoruz. Ama aşağı görüyorlar bizi. Her işimizi yokuşa sürüyorlar. Nevşehir'de bir lezbiyenin travesti ve bir gay'in evine girip dövdüler. Şikâyet ettik ama sonuç alamadık. Bir yıl önce Kayseri'de bir arkadaşımıza tecavüz ettiler, hâlâ davası sürüyor. Bir şey yapamadık.

EŞCİNSELE İDAM, CİNSİYET DEĞİŞTİRENE TEŞVİK
Dünya tarafından daha yumuşak görülen Ruhani'nin gelişi size nefes aldırmadı mı?

Shadi' Tam tersine. Ahmedinejad'ın özellikle son döneminde LGBTİ açısından büyük problemlerimiz oldu. Ruhani iktidara geldiğinde bu durum değişecek sanmıştık, yanıldık. Son 1.5 yılda h-ükümet cephesinden maksimum saldırı aldık. Hatta Ahmedinejad'dan bile fazla. Son zamanlarda her zamankinden daha aktifiz. BM insan hakları raportörü Ahmed Şehid LGBTİ bireylerin İran'daki durumuna işaret etti ve hükümet bu raporu büyük bir öfkeyle karşıladı. Daha çok saldırmaya başladılar. Artık LGBTİ bireyler kendilerini İran'da hiçbir şekilde güvende hissetmiyor. Ne hükümet ne de dini otoriteler açısından.

Nasıl saldırılarla karşılaşıyorsunuz?

Shadi' Kermanşah'ta 60 LGBTİ bireyi tutukladılar geçen sene. Gerekçe de bir parti yapmaları. Muhtemelen önceden ihbar aldılar. Onları tutuklarken fotoğraflarını çekmişler. Bir grup gay ve transseksüel yakalayıp haberin altına da "Satanistleri yakaladık" yazıyorlar. İran'da bu cümlenin karşılığı belli' "Onları öldürebilirsiniz!" İran'da heteroseksüel evlilik dışındaki bütün ilişkiler yasadışı. Eşcinselliğin cezası ise idam. İspatı için ise dört erkeğin şahitliği yetiyor. Devlet, "İran'da eşcinsel diye bir şey yok" der. Çünkü idam edilenler 'livata' olarak geçiyor. Uluslararası araştırmalara dahi bu nedenle idamları net olarak bilip yazamıyoruz. İsimlerini de açıklamıyorlar. Araştırma yapamıyoruz, aileleriyle görüşemiyoruz. Bunun yanında intihar ve aile içi cinayetle ölenlerin sayısı daha fazla. Ama cinsiyet değiştirirseniz başka…

Cinsiyet değişimi İran yönetimine göre eşcinsellikten daha mı kabul edilebilir?

Shadi' Şeriatta cinsel eğiliminiz karşı cinseyse bu kabul edilemez. Ama cinsiyet değiştirirseniz bu kabul edilebilir. O nedenle İran'da LGBTİ bireyler arasında cinsiyet değişimi ameliyatları teşvik ediliyor. Bu ameliyatların oranı Batı'dakinden sekiz kat fazla! Ama zannetmeyin ki cinsiyet değişimi sorunları çözüyor. Ameliyat olduktan sonra İran'da kalabiliyorsun ama işe giremiyorsun. Çünkü kimliğine "Cinsiyetini değiştirmiştir" etiketi konuyor. Sadece iş de değil, devletle bir işin varsa bittin! travesti

 

 

Gay_Google_by_xxPinkyxx1129081278254641

Google’dan eşcinsel travesti çalışanlarına zam

Ünlü arama motoru Google uyguladığı bir kararla Amerika'daki diğer şirketlere örnek olmaya çalışıyor. Şirket travesti eşcinsel çalışanlarına özel bir zam yaptı. Peki bu hareketinin esas amacı neydi?

Google yine şirket için davranışlarıyla medyaya konu olmayı başardı. Eşcinsel çalışanlarına zam yapan ünlü arama motoru bu nedenle kamuoyundan hem tepki hem de takdir kazandı. Firmanın bu uygulamasını eşcinselliğe destek olarak gören kişiler tarafından topu tutulması, olayın dünya çapında tartışma konusu olmasını sağladı.

Peki, ama Google niye eşcinsel çalışanlarına böyle bir zam yapma kararına vardı? Firma, gerçekten eşcinsellere destek mi olmak istiyor? Yoksa bu Google'ın başka bir reklam çalışması mı?

Google yoksa eşcinsellerin destekçisi mi oldu?

Olayın arkasında yaşanan gerçekler biraz araştırıldığı zaman aslında, bunun tekrar düzenlenen ABD vergi yasalarıyla ilgili olduğunu görüyoruz. Yasa üzerinde yapılan bazı değişikliklere göre eşcinsel evlilik yapan,  travesti kadın ve erkeklerden devlet bazı vergileri talep etmiyor. Normalde evli çiftlerin sahip olduğu bu vergi indirimi artık eşcinsel evlilikler için de uygulanmaya başladı.

Google değişikliğe uyup bu tarz durumda olan çalışanlarının maaşından kestiği vergiyi onlara geri vermeye başladı. Bu zoraki zam aslında ABD'deki şirketler için bir örnek teşkil ediyor. Arama motorunun uygulamasından sonra diğer büyük şirketlerde aynı maaş ayarlamasını gerçekleştirmek için hazırlıklarına travesti başladı.

25433000

Travesti ve trans arkadaşları savunmaya geldim !

Yeni hayatında travesti fahişelik yapmayacak. Hedefleri büyük: Üç yıl önce Berlusconi’nin yayınevi Mondadori’den çıkan ve satış rekoru kıran “Kocaların Anlatmadıkları/Bir Transın Anıları” kitabını Türkçe’ye çevirmek, single şarkıyla birlikte sahnelere çıkmak ve İtalya’da olduğu gibi TV programı yapmak… Efe ile kaldığı Çırağan Oteli’nde buluştuk.

VARLIKLI bir ailenin çocuğuydu. Kolejde okurken annesi cinsel eğilimini fark etti. Etiler’deki bir kulüpte şarkı söylüyordu. Sahnesi iyiydi. Annesi, oğlunun geleceğinden kaygılıydı. Avrupa’ya göndermeye kararlıydı. Efe’den bir ülke seçmesini istedi. İstanbul’dan tanıdığı gay arkadaşı nedeniyle İtalya’ya, Milano’ya gitti. travesti bir fahişe oldu. Kısa sürede en çok kazanan, harcayan, lüks içinde yaşayan bir İtalyan vatandaşı oldu. Televizyonlardaki tartışma programlarının vazgeçilmez ismiydi artık.

KİTABIN ADI ‘KOCALARIN ANLATMADIKLARI’

Reklamlarda oynadı, Telelombardia kanalında “Efe Gol” adlı futbol programı sundu. Üç yıl önce yazdığı ‘Kocaların Anlatmadıkları’ kitabı, Berlusconi’nin Mondadori Yayınevi’nden çıktı, en çok satanlar listesine girdi. Efe şimdi yıllardır adım atmadığı Türkiye’de: “Atatürk Havalimanı’ndaki polis, İtalyan pasaportuma baktığında Türk ve erkek olduğumu, 15 yıl sonra ilk kez geldiğimi öğrenince şaşırdı. Türkiye çok değişmiş. Polis çok nazik davrandı.”

‘FAHİŞELELİK VERGİSİ NEDENİYLE KAVGALIYIM’

“Fahişeliğin vergisini istedikleri için İtalyan Maliyesi ile kavgalıyım. Ekonomik kriz nedeniyle bir buçuk yıldır harcadığımız parayı nereden bulduğumuzu kontrol eden sistem var. İtalya’da fahişelik meslek olarak tanınmıyor ve dolayısıyla vergisi yok. Benim tek hatam, bunca yıl fahişelikten kazandığımı bankaya yatırmak. 5 yıldan öncesine gidemedikleri için bankadaki 936 bin Euro’mun karşılığında, son beş yıla tekabül eden 700 bin Euro vergiyi istiyorlar. İtalyan televizyonlarında söylediğim gibi işim meslek olarak tanınsın, vergi numaram olsun, emeklilik hakkı versinler ki ödeyeyim. Tüm mal varlığımı, evlerimi sattım. Bir tek annemin adına olan ev kaldı. İtalya benden hiçbir şey alamayacak.”

‘HEPSİYLE PARA KARŞILIĞI BİRLİKTE OLDUM’

“Türk travesti olarak hakkımı aradım hep. İtalyanların saygısını, sevgisini kazandım. Çok para kazansam da mütevazıyım. Dört dil biliyorum. Annemle birlikte yaşıyorum. En büyük politikacı, futbolcu, fabrika işçisi, taksi şoförü, muslukçu; hiçbir müşterime zarar vermedim, skandalım olmadı. Hepsiyle para karşılığı birlikte oldum, bu gerçeğin üzerini örtmem. Türkiye benim için tertemiz bir defterin bembeyaz sayfaları.

‘GENÇ VE ÇILGIN BÜLENT  ERSOY’U GÖSTERECEĞİM’

Fahişelik yapmak için gelmedim. Annem ve üç köpeğimle Zekeriyaköy’e yerleşeceğim. Travestilerin haklarını savunacağım ama olay çıkarmaya gelmediğim de bilinsin. İlk hedefim televizyon programı yaparak genç, sportmen, çılgın, yeni bir Bülent Ersoy’u göstermek. Futbol programı da olabilir. Para istemiyorum, ihtiyacım yok. Bazı eklemeler çıkarmalarla kitabım ‘Kocaların Anlatmadıkları’ Türkçe yayınlanacak. Yazlık, şen şakrak bir single’la insanları coşturacağım.”

Annem  ‘Türkiye’ye dönme nefret cinayetleri var’ dedi

“Sonuçta ben zırıl zırıl bir travesti yim. Annem Türkiye’ye dönmeme karşı çıktı. ‘Her şeyi giyemezsin. Nefret cinayetleri var’ dedi. Galata, Nişantaşı, Bağdat Caddesi’ne gittim. Kimse de dönüp bakmadı, rahatsız etmedi. Hareketlerimi abartsam da nerede duracağımı biliyorum çünkü.”

Başbakan Erdoğan’ı kutluyorum

“İTALYA’da Berlusconi’den sonra başbakan olan ekonomist Prof. Mario Monti, Milano Bocconi Üniversitesi Rektörü idi. İki yıl önce mali polisle anlaşıp yeni banka sistemini getirdi. Oysa İtalyan parlamentosunun da firmalarının da yarısı mafya. Herkesi üniversite öğrencisi sandı. Altı ay sonra gitmek zorunda kaldı. Başbakan Erdoğan’ı kutluyorum. Ekonomi eğitimi almadığı halde 15 yıl önce utandığım ülkeyi, yüzde 7 ilerleme hızıyla Avrupa’nın yatırım yapmak istediği, gıpta ettiği, ekonomik istikrarı olan bir ülke duruma getirdi.”

yasaklarin-sanati-pantomimdb70d8b0ceb1977fc2f0

Karabağlar’da bir Travesti erkek egemen toplumunca katlediliyor

Gösteri sanatının en bilinen dallarından biri olan pantomim ya da mim sanatı, travesti sinemanın Şarlosu Charlie Chaplin ve Laural & Hardy ikilisinden aşina olduğumuz bir sanat aslında. Çoğunlukla sessiz sinema döneminden hatırladığımız bu figürler ve sözsüz sanatın kökeni Antik Çağ’a kadar uzanmasına rağmen medeniyetin doğuşuyla beraber, mim sanatı olarak anılmaya başlıyor. Mim sanatçısıysa çoğumuz için ‘beyaz yüzlü’ insanı çağrıştırırken, mim sanatı sözsüz tiyatro tanımıyla yerleşiyor zihnimize. Ancak hem beyaz yüzlü insan hem de sessiz tiyatro tanımı, pantomimin manasını tam anlamıyla kavrayabilmek için yeterli değil. Bedenin araç olarak kullanıldığı bu sanat, günlük yaşamın öne çıkarıldığı, insanların çevreleriyle hesaplaşmasının yansıtılması olarak düşünebilir.

Öyle ki Paris’teki İtalyan oyunculara Madame de Maintenon ile dalga geçen esprileri nedeniyle sahnede konuşma yasağı getirilmesinin ardından 18. yy.’da pantomim sanatı doğar. “Beden devinimleriyle anlatı”; pantomim sanatı, yasakların sanatı olarak ortaya çıkar ve uzun yıllar bu şekilde var olmaya devam eder. Bu yüzdendir ki ilk olarak sahnelerde ve sinemalarda yerini alan pantomim çok geçmeden sokaklarda da görünür.

Biz de #sanatsokakta dosyamız kapsamında bu sanatçılardan birinin hikayesini anlatmak istedik. Yalnızca pantomim değil kukla sanatçılığı da yapan İlker Kılıçer’in hikayesini… “Sahneler üstün insanın, üstün mecralarıdır. Bir iktidar alanıdır” diyor İlker ve sahnede olmayı reddediyor. İzmir ve Türkiye’nin birçok şehrinde Roboskî’den Gazze’ye toplumsal travesti olayları dert edindiği oyunlarıyla yer alıyor sokaklarda. Unutmadan, bir de ipli kukladan yarattığı Cemal karakteri ona eşlik ediyor hikayesi boyunca. Hadi gelin, bizde İlker’i dinlemeye başlayıp Cemal gibi ona eşlik edelim bu yolculukta.

‘SAHNELER İKTİDAR ALANIDIR’

Toplumsal olayları sanatınıza yansıtıyorsunuz. Bir sanatçı olarak bu duruşunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?
Turgut Uyar’ın “Şiir çıkmazdadır çünkü insan çıkmazdadır” savı üzerinden yola çıkarsak tarih boyunca katliamlar yapmış, hayvanlara ve doğaya zulmetmiş bu iktidarlar coğrafyasından bahsedersek… Tek tipçi, tek dilci, tek kültürcü ve hegemonyanın dayatıldığı bu statükocu zeminde insan, hiç şüphesiz çıkmazdadır ve sıkıntıdadır. Her şeyin hunharca ortada olduğu bu acılar coğrafyasında yaratılan eserler de bunun dışavurumu olmalıdır bence. İzmir’de Atlantis sirkinde bir penguen doğum yapıyor ve yavruları çöpe atılıp kanlı kanlı sirke sokuluyor. Karabağlar’da bir Travesti erkek egemen toplumunca katlediliyor. İşte bunlar benim eserlerimin konuları. Roboskî Katliamında, Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol katledildiğinde yine sokaktaydım. Sanatıma bu meseleleri katarak dışa vurdum hep. Sosyal medyanın aksine insanları bu durumlarla baş başa bırakmak istedim.

Bir pantomim ve kukla sanatçısı olarak neden sahneleri değil de sokakları tercih ettiniz?
Sahneler üstün insanın, üstün mecralarıdır. Bir iktidar alanıdır. Her şeyden ve herkesten yukarda kılar seni. Ve sahne, sanatın da katkısıyla sınıflara ayırır toplumu. Sanatçılar, sanatseverler ve sanattan anlamayan insanlarla doludur orası. Mahalle bakkalı, karpuzcu ya da kağıt toplayıcı gelemez öyle yerlere. Çünkü o sahnenin karşısında sanatsever dediğimiz seçkin bir kitle vardır. Sokak ise bambaşka bir alandır. En önemlisi de sanatını icra ederken karşında banka müdürü ile gevrek satan çocuğu yan yana görebilirsin.

‘SESSİZ SANATA GÜRÜLTÜ CEZASI’

2012 yılında İzmir’in Karşıyaka Çarşısında yaptığınız pantomim gösteriniz sonucu gürültü kirliliğine neden olduğunuz gerekçesiyle para cezası almıştınız. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu olaydan sonra benzer bir para cezasıyla ya da polis-zabıta şiddetiyle karşılaştınız mı?
O meselenin trajik bir boyutu var. Lakin öncesinde de sonrasında da aldığım cezalar 1112 TL’yi buldu. Defalarca karakolluk oldum. Kabahatler Kanunu kapsamınca yargılandım hep. Çevre kirliliği, gürültü ve yer işgali cezaları yiyorum durmadan. Az önce sokağın hem bir zemin oluşundan bahsediyordum; fakat aynı zamanda sokağın hiçte özgür bir alan olmadığını vurgulamak istiyorum. Evet sokağa girerken adliye koridoruna girmiş gibi hissediyorum kendimi. MOBESE kameralarıyla ,zabıtasıyla, polisiyle…

Sokak sanatçıları olarak herhangi bir şiddet ya da taciz durumunda, bir araya gelerek eylemlilik gösteriyor musunuz? Yoksa daha çok anlık tepkiler ile mi sınırlı kalınıyor?
Bu soruya karşılık olarak, sokağın aynı zamanda bir iktidar alanı olduğunu da söyleyebilirim. Şöyle ki performans yaparken önüme iki tane canlı heykel koyabiliyorlar. “Burası bizim alanımız. Defol git buradan”ın sanatsal izah biçimi olsa gerek bu. “Ben hep burada müzik yapıyorum başka yere git” diyenle de karşılaştım. Nasıl hep birlikte oluşturduğumuz bir eylemlilikten bahsedebilirim ki?…

Peki halk tarafından sahipleniyor musunuz? Aldığınız olumlu ya da olumsuz tepkilerden bahsedebilir  misiniz biraz?
Sanatım genellikle iktidar karşıtı, anti-militarist, özgürlükçü çerçevede şekilleniyor. Bu da sokakta sanat yapanlar için hiç olumlu bir çerçeve değil. İnanmayacaksınız ama esas duruşa geçemeyen, bayrak çekemeyen, marş okuyamayan bir çocuğu oynadığımda birkaç kez ihbar ettiler beni, sokakta sanat yaptığını iddia eden birileri. Ancak bir yandan vicdanlarına kürek çektiğimde olumlu tepkiler alıyorum. Mesela bir keresinde zabıta müdahalesine polis eklemlenmişti. Kimliğimi göstermeyince soluğu karakolda almıştım. İçeride ifade vermeye zorlanırken beni izleyen halk karakolun önüne kadar gelmiş, birbirlerinin telefonlarını almış ve ertesi akşam basın açıklaması yapmıştı. Hem de hiçbir örgüte partiye derneğe bağlı olmadan.

Pantomim sanatçısı ve kukla sanatçısı olarak sadece İzmir ile sınırlı kalmıyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. Başka şehirlerin sokaklarında da sanatınızı icra etmenizin nedenleri nelerdir?
Yarattığım “Cemal” isimli bir karakterim var. Kendisi ipli kukladır. Onunla birlikte gerçekleştirdiğim oyunlar da var. Yani hem pantomim hem kukla oyunlarımı Türkiye’nin her bölgesine giderek sokaklarda sahneledim. Oyunlarımı bu kadar yaymak istememin nedenlerinden biri de gittiğim yerlerin kültürlerini, yaşayış biçimlerini, acılarını öğrenerek bunları kendime ve oyunlarıma katmak. Yaratılarımı onlarla paylaşıp ardından eleştirilerini ve onlarda bıraktığı duyguları duyumsamak. Böylece kendimi yıkıp hücrelerimi örüp yeniden oluyorum.

TÜRKİYE’DE PANTOMİM TARİHİ

TÜRKİYE’de pantomimin evrilme süreci hakkında neler söyleyebilirsiniz?
1955-56 yılları arasında Michael Marceau’nun da öğrencisi olan Theo Lesoualche isimli mimcinin Türkiye’ye gelip oyunlarını sahnelemesiyle aslında kendisi pantomim üzerine bir ilki yaşatmış oldu bu coğrafyaya. Onu izleyerek etkilenen Oğuz Aral’lar, Ergin Kolbek’ler Theo’nun da açtığı atölyelerden edindikleriyle bu sanatı kendince daha da genişletip yaygınlaştırdılar. Ergin Kolbek 1959 yılında Oktay Anılanmert, Altan Candan, Tülin Kalyoncu ve Metin Talayman’la birlikte Güzel Sanatlar Akademisi Pantomim Grubu’nu kurdu. Böylece pantomim sanatı Türkiye’de eğitsel bir boyut kazandı.1970’lerde TRT haber bülteninden hemen sonra 10 dakikalık bir gösteri şeklinde de halkla buluştu diyebiliriz. travesti

page_mersinde-trans-cansuya-silahli-saldiri_531523820

Mersin’de bir travesti cinayeti girişimi daha yaşandı

Mersin'de travesti birey Cansu, kimliği belirsiz kişilerce gece yarısı dört kurşunla ağır bir şekilde yaralandı. Yoğun bakıma alınan Cansu'nun hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi.

Trans Cansu'nun geçtiğimiz ay da saldırıya uğramış ve 14 dikişle kurtulmuştu.

 Eyüp Çakır imzası ve "Mersin’de silahlı transfobik saldırı: Faili nefret!" başlığıyla yayımlanan (29 Temmuz 2014)  konuya ilişkin yazı şöyle: 

Hangi kesimlerle örgütlenmem gerektiğini daha da iyi anlıyorum. Zengin mekanlarda kapalı dolaplar arasında “tertemiz” yaşayanlarla değil de tam da böyle tüm dünyanın travesti ağız kokusunu çeken en dibe vurmuş varoşlarla!

Geçtiğimiz sonbahardı. Adana’da kilisenin yanındaki alabildiğine salaş bir gey barda tanıştık Cansu’yla. LGBTİ hareketinden insanlarla yeni yeni tanışmamla birlikte travestilerle de daha çok temas ediyordum artık. Cansu da onlardan biriydi. Hem aktivist hem de bir travesti… Ortam tabiri caizse varoştu, “ka” değildi, kişiler de öyle. Başta garipsemiyor değildim açıkça söylemem gerekirse böyle ortamları. Jargonlarına dilim dönmüyordu ve anlamıyordum da. Alt kültür ortamına adapte olmaya çalıştığım zamanlardı yani. Evet, ben en ötekiydim travesti ama en ötekinin ötekisi insanlar vardı böyle ortamlarda…

Cansu’yla ilk tanıştığımda ağzından çıkan küfürlü ve esprili sözleriyle hayli eğlendirmişti bizi. Eğlenceli kişiliğini bara birlikte gittiğim Alican’ın evinde daha iyi tanımıştım. O gece Mersin’e gidemeyeceklerdi saatin geç olmasından ötürü ve Alican’da ağırlandılar. Sabaha kadar Çağla, Cansu ben ve Alican katıla katıla güldük Cansu’nun anlattıklarına. Oradan buradan istanbul travestileri alıyordu götürüyordu bizi alkolün de etkisiyle.

Geçen hafta da Mersin’e polislerin translara saldırısı ile ilgili basın açıklamasına gittiğimizde geri dönecektik akşam treniyle. Ama Cansu ikide bir bizi unutmadığını söylüyordu. O gün Alican’ın ev sahipliğinin hatrını belli ki unutmamıştı. “Olur mu ayol aaa! O kadar evinizde ağırladınız ailenle tanıştırdın, bu gece bende kalacaksınız” deyip eylemden sonra sahil kenarına çay içmeye götürdü. Yolda Mahmut abisini arayıp “Abicim sahile sandalye at birkaç tane, Adana’dan değerli misafirlerim var” dedi… Öyle de misafirperver işte. Yetmedi evinde bize bir sofra hazırladı o kadar yorgunluğun üstüne. Elimizi hiçbir işe vurdurtmadan “Olmaz ben misafirlerime hizmet ettirmem, ben hizmet ederim’’ deyip, arada da ikide bir vefa borcu varmış gibi “beni ağırladınız” diyordu…

Balkonda yemek yerken teravih namazına giden tanıdığı bir yaşlıca kadına seslendi “Teyze, bana da dua et!”

Lafı çok uzatmak istemiyorum neyse. Teyze dua etti mi bilmem ama şu an birçok insan dua ediyor senin için Cansu.

Cansu birkaç saat önce, gece yarısı dört kurşunla ağır bir şekilde yaralandı. Saldırganları bilmiyorum ama kim olduklarının şu an için bir önemi yok. Saldırganlar hep meçhul zaten! Olsa da bir şekilde yüce devletim sayesinde korunur hep… Zaten buldukları cesaret de devletten ötürü. Yine geçtiğimiz ay kandil bahanesiyle saldırıya uğramıştı Cansu ve 14 dikişle kurtulmuştu neyse ki. Şimdi şu saatlerde yaşamak için mücadele veriyor. Ve onun güçlü olduğuna inanmak istediğim için iyeleşeceğini biliyorum, aksini düşünmek dahi istemiyorum.

Transların, çoğunuzun bildiği şekilde “travesti”lerin yaşadıkları sıkıntılar hiç de az buz değil. Bir gey olarak geçtiğimiz haftalarda yaşadığım kötü hadiseye kadar hiçbir şey yaşamamışım diye düşünmüştüm. Ki hala öyle hiçbir şey yaşamamışım aslında. Ve şimdi yaşadıkça daha çok hangi kesimlerle örgütlenmem gerektiğini daha da iyi anlıyorum. Zengin mekanlarda kapalı dolaplar arasında “tertemiz” yaşayanlarla değil de tam da böyle tüm dünyanın ağız kokusunu çeken en dibe vurmuş varoşlarla!

Ve evet hiçbirimiz hiçbir kötülük yaşamayalım istiyorum, her gün bir yerden kötü haber alır mıyım demek yerine dünyada güzelliklere dair şeyler duymak istiyorum.  Arkada şu an John Lennon’ın  “Imagine” şarkısı çalıyor. Ruh halime dokunduğu için dinliyorum şu an. Öyle bir dünya hayal ediyorum ki nefretsiz olsun! Yaşamak hem de insan gibi yaşamak lüks olmasın! İnsanların ve diğer canlıların katledilmediği, hür bir şekilde yaşadığı, iktidarsız, eşit yaşadığı bir dünya istiyorum. Çok zor olmasa gerek ha…

Ve son olarak hiçbir ahlak kanlı ellerinizi temizleyemez! Buna ister genel, ister toplum, ister töre, isterseniz de devrimci ahlak deyin. İnsanların ölümüne sebep olan bu ahlak anlayışınız yok olmadıkça hiçbiriniz ak pak değilsiniz. Ya hep birlikte kurtulacağız, ya da hepimiz yok olup gideceğiz bu bataklıkta

escinsel-penguen-kitabi-olay-yaratti-951524

Travesti eşcinsel penguen kitabı dünyada olay yarattı

Singapurlu yetkililer travesti eşcinsel karakterleri öne çıkaran iki kitabın kütüphanelerden kaldırılmasına karar verdi.

BBC Türkçe'nin haberine göre, Bu karar ağırlıklı olarak muhafazakâr yapıya sahip ülkede eşcinsel hakları ile ilgili tartışmaları alevlendirdi.

İlgili Haberler 'İklim değişikliği penguenleri tehdit ediyor' Nintendo'dan eşcinsel oyun karakterine ret 'Eşcinsel' penguenler ayrıldı Devamı için tıklayın İlgili Konular Çevre / İklim, Yaşam Kaldırılan iki kitaptan Tango Makes Three (Tango Üç Yapar) gerçek bir hikâyeye dayanıyor.

Kitapta New York Hayvanat Bahçesi'nde aynı yumurtaya kuluçkaya yatan iki penguenin hikâyesi anlatılıyor.

ABD'de de tartışma yaratan bu kitap, Amerikan kütüphanelerinde raftan çıkarılması için şikâyetlere hedef olan kitaplar arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Singapur'da tepki toplayan ikinci kitap ise The White Swan Express (Beyaz Kuğu Ekspresi).

Kitap, Çin'de evlat edinmeye çalışanları konu alıyor; bu kişiler arasında evli olmayan bir anne ve lezbiyen bir çift bulunuyor.

Kitaplar yerel bir kütüphanenin içerikle ilgili kaygılarını Ulusal Kütüphane Birliği'ne iletmesinin ardından alınan kararla kütüphanelerden kaldırıldı.

BEŞ BİN İMZA TOPLANDI

Ulusal Kütüphane Birliği, çocukların erişimi olan kitaplar söz konusu olduğunda 'aile kurumunu korumak ve bu travesti konularda daha ihtiyatlı davranmak' kaygısıyla hareket ettiklerini söylüyor.

Kitapların kütüphanede yerini tekrar alması için şu ana kadar yaklaşık beş bin imza toplandı.

travesti Eşcinsel ilişki Singapur'da yasak. Eşcinsel hakları savunucuları bu yasağın anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yasal girişim başlattı.

Hükümet ise fiilen uygulanmayacağını vurguladığı yasağın, toplumun genel değerlerini yansıttığı için mevzuata aykırı olmadığını savunuyor.

Geçtiğimiz ay ülkede düzenlenen 'Pembe Nokta' eşcinsel onur yürüyüşüne muhafazakâr kesim tepki gösterdi.

demirtas(3)

Demirtaş travesti ve eşcinselleri savunma riskini alıyoruz dedi

Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, İstanbul’da KA.DER’in düzenlediği bir toplantıda kadın örgütlerinin temsilcileri ile bir araya geldi.
 
Kadın örgütlerinin sorularını yanıtlayan Demirtaş; kadın aday çıkaramadıkları için özeleştiri verdi. Kadın cinayetlerine ilişkin, “Öldürülen kadının tabutunu cumhurbaşkanı da omuzlamalı. Bizatihi erkeğe, aşirete, aileye yerinde mesaj vermeli. Doğusu, batısı yok. Kürtlük ve Türklükle ilgili değil. Erkek egemen sistem ile ilgili” travesti dedi.
 
“Kürtaj kadının kararıdır”
Demirtaş’ın kürtaj sorusuna cevabı ise şöyleydi: “Kadın bedeni üzerinde kimsenin tasarruf hakkı yok. Devletin bunu tartışması bile utanç verici. Bu kadının birey olarak vereceği bir karardır. Ne kocanın ne de Başbakan’ın elindedir.”
 
“Amasız insan haklarını savunuyoruz”
travesti ’lerin hakları ve seks işçilerine dönük saldırılara ilişkin ise Demirtaş, “İnsan hakları ’amasız ancaksız’ hayata geçirildiği oranda insan haklarıdır. Kişilerin cinsel kimlikleri, cinsel yönelimleri insan haklarında kriter değildir. LGBTİ’ler de dahil olmak üzere herkes toplum içerisinde insanca yaşamalıdır, yeni yaşam belgemizin ilkesi de budur. ’Ama’ dediğiniz zaman insan hakkı ortada kalmaz. Bütün ayrımcılığı uğrayan kimliklerde dik durmak gerekiyor” dedi.
 
“Risk almadan toplumsal dönüşüm olmaz”
Bu tutumlarının siyasi bir risk olup olmadığına ilişkin ise Demirtaş’ın cevabı, “Evet risktir. Biz bugüne kadar hangi siyasi projemizde risk almadık ki. Ötekileştirilmiş kimlikleri karşımıza alsaydık, biz de iktidara travesti yürüyebilirdik. Kadın özgürlüğünü savunurken, Kürtlerin, Ermenilerin haklarını savunurken de siyasi risk almış oluyorum. Ancak risk almadan toplumsal dönüşüm yaşanamaz ki” şeklinde oldu.
 
Demirtaş’tan önce KA.DER toplantısına katılan diğer Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ise, LGBTİ sorusunu geçiştirmiş; kürtaja ilişkin “Verilen canı insanın alma hakkı var mıdır” demişti. Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan ise KA.DER’in davetine henüz yanıt vermedi. (ajanslar)